78 "islamiyet" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)
"islamiyet" etiketi kullanan diğer içerikler resimler
,
videolar10 Haziran 2007 04:30 · Minare
· Etiketler
alim
,
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz.
,
ilahiler
,
islam
,
islamiyet
,
kadın
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
porno
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
seks
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
,
ırak
 |
Müslüman kadın asildir |
Allah (cc), Kur'an'ın "Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır." (Şems Sûresi, 7-10) âyetleriyle, kontrol altına alınmadığı takdirde, nefsin insanı sınır tanımaz kötülüklere sürükleyeceğine dikkat çekmiştir. Allah korkusu ve ahiret inancı, insanlara nefislerinde bulunan bu kötülüklerden sakınacak gücü ve aklı kazandırır.
Bu özellikler olmadığı takdirde ise; bir insan, Allah'ın ahirette kendisini, dünya hayatında gösterdiği tavırlardan sorumlu tutacağını düşünmeden hareket eder. Bu durumda da nefsinin isteklerini yerine getirmekte bir sakınca görmez. İçinden gelen tavır her ne kadar kötü de olsa, bundan sakınması için kendisine geçerli bir sebep bulamaz. O anda nefsi öfkelenmesini ilham ediyorsa, hemen bu telkine kapılır. Ya da kıskançlık telkini verip, buna bağlı olarak karşı tarafa kötü bir davranışta bulunmasını telkin ediyorsa, bunu da hemen uygular. Kızgınlığını ya da kıskançlığını imalı sözler söyleyerek, alay ederek, iftira atarak, yalan söyleyerek, entrika yaparak, ikiyüzlü bir tavır sergileyerek göstermesini ilham ediyorsa, tüm bunları hiç düşünmeden hemen dışa vurur. Allah'a hesap vereceğini düşünmediği için de tüm bu tavırları uygulamakta hiçbir sakınca görmez.
Oysa bunların hepsi, Allah'ın âyette bildirdiği gibi, nefsin insanları çağırdığı sınır tanımaz kötülüklerindendir. İnsan nefsinin telkinlerine uyarak hareket ettiğinde, insanların gözünde hiçbir şekilde büyümez, aksine küçülür. İçinden gelen duyguları, kötü olduğunu bildiği halde kontrol altına alamamış olmaları, bu insanların zayıflıklarını ve vicdanlarını kullanmadıklarını ortaya koyar. Olgun olamamak, nefsinin istekleriyle çatıştığında akılcı ve makul tavırlar sergileyememek, insanları küçük düşüren tavırlardır. Oysa ki 'asil ve güzel olan', Allah'ın yine âyette belirttiği gibi, nefsin tüm bu kötülük telkinlerine karşı 'ondan sakınmak ve vicdana uygun bir tavır sergilemek'tir. Bu, emek gerektiren, ama aynı zamanda da insanı yücelten, büyüten, insanların saygısını ve sevgisini kazandıran bir ahlâktır.
Müslüman kadın bu asaleti gösteren, basit tavırlara, küçük çıkarlara tenezzül etmeyen bir karaktere sahiptir. Cahiliye ahlâkını yaşayan kimi kadınlar, olaylar karşısında akılcı çözümlere başvurmak yerine, bunları düzen kurarak, entrika çevirerek, yalan söyleyerek halletmeye çalışırlar. Şeytanın telkinlerine uydukları için, dürüstlükle, açık yüreklilikle, samimiyetle çözümlenebilecek konularda içten pazarlıklı, ikiyüzlü ve sinsi yöntemlere başvurabilirler. İman sahibi bir kadın ise, Allah korkusu nedeniyle, cahiliye kadınlarının bu ahlâkından tamamen uzaktır.
Cahiliye ahlâkını benimseyen kadınlarda görülebilen özelliklerden bir diğeri ise, kıskançlıktır. Cahiliye toplumlarında kimi kadınlar, bu ahlâkı çok yoğun olarak yaşarlar. Bu da beraberinde onlara şüpheci tavırları, sebepsiz kaprisleri, küskünlükleri ve sonu olmayan tartışmaları getirir. Onları huzursuz ve mutsuz bir hayata sürükler. Kıskançlıkları yüzünden hem kendilerine, hem çevrelerindekilere, hem de sevdikleri insanlara maddi manevi büyük zararlar verirler. İman sahibi bir kadın ise, bu özelliğin insanı hem dünyada hem de ahirette küçük düşüreceğini ve büyük kayıplara uğratacağını bilerek, nefsinin bu özelliğinden samimiyetle sakınır.
Cahiliye toplumlarında bazı kadınların gösterdikleri tavır bozukluklarından biri de alaycılıktır. Allah, "Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. " (Hucurat Sûresi, 11) âyetiyle, birbirleriyle alay etmeye, kötü lakaplar takarak küçük düşürmeye yönelik tavırlarına karşı kadınları uyarmıştır.
İman sahibi bir kadın ise, bu ve benzeri tavırların hiçbirine tenezzül etmez. Tüm bunların Allah'ın razı olmayacağı, insanı küçük düşüren, asaletten uzaklaştıran ve kişiliğini zedeleyen davranışlar olduğunu bilir. Kur'an ahlâkına uygun bir tavır içerisinde olmanın insanı daima en asil konuma getireceğini bilerek bu konuda kararlılık gösterir.
Canan Kütahnecioğlu
ckutahnecioglu@vakit.com.tr |
http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:29 · Minare
· Etiketler
alim
,
allah
,
ciplak
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
es
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
ilahiler
,
islam
,
islamiyet
,
kadın
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
porno
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
seks
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
,
ırak
 |
Kadın Ruhu Bir Muamma |
|
Firavun huzursuzdu. Kendi zulmünün karanlığıydı Firavun’un yüreğine çöken, o Asiye’yle arasındaki karanlıktan biliyordu.
Firavun insanlığından uzaklaştıkça, Asiye de Firavundan uzaklaştı. Belli etmemeye çalışsa da Firavun ondaki değişimin farkındaydı. Bir erkeğe en ağır gelecek şüpheler aklının köşesinden bile geçmezdi. Asiye’yi tanırdı, hem de kendini tanıyamadığı kadar iyi tanırdı. Başını verirdi de, onuruna gölge düşürmezdi Asiye. Öyleyse neydi en yakınındakini, kendine ırak eden? Akla dayalı bütün ihtimalleri sıraladı, hiçbiri Asiye’nin kalbine varamadı. Firavun bir erkekti, hükümdardı, üstelik tanrıydı; en sevdiği için de olsa kendinde kusur bulamazdı. “Kadın ruhu bir muamma” demeyi tercih etti.
Asiye eşine huzursuzluğunun sebebini sormak istedi, soramadı. Aralarında sözü güzel kılan bağ çoktan kopmuştu. Konuşmaya gayret etse söze nasıl başlayacağını bilemiyordu. Ona adadığı bütün sözcükler tükenmişti gönlünde, geriye tek bir sözcük kalmıştı; “yazgım”.
Firavun'un Rüyası
Gecelerden biriydi. Farkı, zulmün boğulacağına dair rüyanın, zalimi tarafından o gece görülmesiydi.
Firavun rüyasında Filistin’de tutuşan bir ateşin büyüyerek Mısır’a doğru ilerlediğini, Mısır yerli halkı olan Kıptilere ait her şeyi yakıp yıktığını, ancak İsrailoğullarına zarar vermediğini gördü. Ter içinde uyandı, sabahı zor etti.
Gün ışır ışımaz Mısır’ın bütün müneccimlerini saraya çağırttı. Onlara rüyasını anlattı. Müneccimler yanlarında getirdikleri kara kaplı, kalın kitapları karıştırdılar, aralarında fısıldaştılar. Sonra içlerinde en yaşlı ve en bilgilisi rüyayı tabir etti:
-Bu rüya, İsrailoğullarından doğacak bir erkek çocuğun senin saltanatını yıkacağına işarettir Efendimiz, dedi.
Firavun sapsarı kesildi, yüzünden soğuk terler boşandı. Veziri eliyle müneccimlere gitmelerini işaret etti. Müneccimler yerlere kapanıp Firavun’a kulluklarını sundular. Sonra geri geri çekilip gözden kayboldular.
Firavun kımıldamadan yerinde öylece oturuyordu. Kulaklarında sanki kendisine doğru yaklaşan bir ordunun zafer çığlıkları uğulduyordu. Kımıldayan her şeyde üzerine yürüyen çocuğu görüyordu. Saraydaki herkes ve her şey susmuştu. Neden sonra bu ağır sessizlik Firavunun haykıran sesiyle yırtıldı:
-Buyruğumdur, İsrailoğullarından doğacak bütün erkek çocuklar öldürüle.
Mısır’da zulmün çarkı eskisinden de hızlı dönmeye başladı. Firavunun adamları mahalle mahalle, ev ev İsrailoğullarının oturdukları yerlere döküldüler. Yeni doğan bebekleri oracıkta katlettiler. Hamile kadınları kayda geçirdiler.
Saraydakiler olanları Asiye’ye anlatmıyorlardı. Hassas kalbinin bu kadarını kaldıramayacağından korktular. Asiye duydu, kendisine anlatılmadık ne varsa o ince sezgisiyle hepsini duydu: Havanın kokusundan, kuşların kanat çırpışından, Nil’in rengi değişen sularından, rüzgarın taşıdığı feryatlardan duydu. Duydu da yüreğine koca bir “Ah!” oturdu. Acısına sözcükler yetmiyordu. “Ah!” çıkıyordu yalnızca ağzından. Başka da bir şey diyemiyordu.
Asiye’nin İçine Kapanışı
Asiye mazlumların kanını Firavunun gözlerinde gördüğünden beri bütün kapılarını kapadı, kendi içine aktı.
Eskiden sıkıntılarını hayra yorar, hepsini güzel bir sebebe bağlardı. Kim ki daralmış halde yanına gelse, gönlü genişleyerek dönerdi.Ama artık neyi, hangi sebebe bağlayacağını bilemiyordu.Zira zulmü mazur gösterecek tek bir sebep olsun bulamıyordu.
Asiye gündüzleri terk etti, gecelere sığındı. El ayak çekilince bahçeye, nehrin kıyısına iniyordu. Hayatını düşünüyordu. Çocukluğunu, genç kızlığını, evliliğini, insanlarla olan ilişkilerini bütün ayrıntılarıyla hatırlamaya çalışıyordu. Bu, geçmişteki güzel günlere duyulan hasretten çok farklı bir hatırlayıştı. Neyi yaşadığını değil, nasıl yaşadığını irdeliyordu.
Zihnine takılanlara bulduğu cevaplar, kendi içinde yeni sorular doğuruyordu. Gecelerce süren bu sorulu cevaplı muhasebe, Asiye’yi hayli yormuştu. Ama şuurunun en kuytu köşelerinde kalan her şey aydınlanmıştı. İçi o güne kadar hissetmediği bir ferahlıkla hafifledi. Kulaklarında yine o yaşlı adamın sözleri çınlıyordu: “Rabbini bulmak isteyen kişi önce kendini tanımalıdır.”
Suların Göz aydınlığı
Asiye’nin rüyasında kalbine doğan, Nil’in sularına bırakıldı. İsrailoğullarından İmran’ın karısı doğumunu Firavunun cellatlarından gizlemeyi başarmıştı. Ama bebeğini kendi elleriyle büyütme şansı yoktu. Eninde sonunda çocuğun varlığı duyulacaktı. Allah, çaresiz olan anneye yapması gerekeni ilham etti. Kalbine, zarar geleceğini hissettiğinde oğlunu Nil nehrine bırakmasını, korkup tasalanmamasını duyurdu.
İmran’ın karısı bir sandık yaptı. Yüreği yana yana bebeğini öpüp kokladı. Sandığa yerleştirdi. Ortalıkta kimsenin olmadığı bir zamanda kızıyla beraber sandığı Nil’in sularına bıraktılar.
Zavallı anne, sandık gözden kaybolana kadar Nil’in kıyısında oturdu, ağladı, ağladı… “Rabbim!” diyordu, “Bu çözüm bana senden geldi. Muhakkak ki onu koruyacak olan sensin. Sonu hayırlı olacak inanıyorum. Ağlayışım ayrılığın acısındandır, beni bağışla.” Kızı kıyıdan ilerleyerek sandığı izledi.
Firavunun sarayı nehrin yanı başında kuruluydu. Bahçesinden mermer basamaklarla Nil’e inilirdi. Basamakların her bir yanından salkım söğütler dökülüyordu.
Nil, kutlu emaneti sarayın önüne kadar getirdi, Salkım söğüde teslim etti. Sularla oynaşan cariyeler dallara takılıp kalan sandığı gördüler. Koşup muhafızlara haber verdiler. Muhafızlar, neyin nesi olduğunu anlayamadıkları sandığı görüp Firavunun önüne bıraktılar. Asiye de oradaydı.
Bütün bakışlar şüpheyle sandığa dikildi. Kimindi bu sandık? Nehre kim bırakmıştı? İçinde ne vardı? Kimsenin bir şeyden haberi yoktu. Sandığın açılmasını merakla bekliyorlardı. Firavun; “açın” diye emretti. Muhafızlar açtılar. Gözler şaşkınlıkla büyüdü, ağızlardan hayret nidaları yükseldi.
Böylesi ne görülmüş, ne işitilmişti. Bir ışık parçasıydı sandığın içindeki, nur topuydu. Hep bir ağızdan “bir bebekmiş” dediler.
İlk harekete geçen Asiye oldu. Eğilip bebeği kucağına aldı. Bebek ona gülücüklerle bakıyordu. Asiye’nin kalbinde güller açtı. Yıllardır böyle bir sevinç yaşamamıştı. Başını bebeğe eğdi, işaret parmağını usulca dudaklarına dokundurdu; “Yoksa Nil’den beklediğim armağan sen misin?” diye fısıldadı. Bebek Asiye’nin işaret parmağını yakaladı ağzına götürdü. Asiye onu canından bir parçaymış gibi hissetti.
Şaşkınlık yerini endişeli bakışlara bırakmıştı. Firavun’la veziri Haman’ın yüzleri asıktı. Kimse sebepsiz yere çocuğunu sulara bırakmazdı. Bu çocuk kimin çocuğuydu, neden kaderine terk edilmişti? Haman ikisinin de aklından geçeni açığa vurdu:
-Bu İsrailoğullarından birinin çocuğu olabilir Efendim, dedi. “Öldürülmesinden korktukları için belki bu yola başvurmuşlardır.” Firavun da aynı şeyi düşünmüştü. Bebekten değil de kendilerini tehdit eden büyük bir düşmandan söz eder gibiydiler. Konuşmanın gidişatı Asiye’nin sevincini bıçak gibi kesti. Firavun bebeği öldürmeyi düşünüyordu. Asiye irkilerek başını Firavun’a çevirdi. Çoktandır gözlerine böyle yakından bakmamıştı:
- Onu öldürmeyin, dedi. Bu bebek bize göz aydınlığıdır, ikimize de neşe kaynağı olabilir. Eminim bize çok faydası dokunacaktır. Belki onu evlat da ediniriz.
Sesindeki istek ve kararlılık Firavun’u etkiledi. Haklı olabilirdi. Bebeğin varlığı belki tekrar yakınlaşmalarını da sağlardı. Asiye’yi büsbütün kaybetmek istemiyordu.
-Peki, dedi. O, senindir.
Tek bu çocuğun yok edilmesi kastıyla binlerce çocuk öldürülmüştü. Ölümlere ferman çıkaran Firavun, saltanatını yıkacak olana kendi rızasıyla baş eğmişti. İlahi hüküm böyleydi. Ve kimse olacakları bilmiyordu…
- Devamı var
Belkıs İbrahimhakkıoğlu / KADIN ORADAYDI
http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
|
10 Haziran 2007 04:28 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar

| Müslüman kadın, duygusal bir kişilik göstermez |
Duygusallık, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda olumsuz bir tavır olarak algılanmaz. Hatta duygusallığın aslında her insanın karakterinde az çok olması gereken önemli bir özellik olduğuna inanılır. Bu düşünceye göre duygusallığın neden olduğu tavırlar, yaşanması gereken insani duygulardır. Bu nedenle duygusallıktan kaynaklanan ?alınma, yakınma, darılma, ağlama, içine kapanma, durgunluk, kıskançlık, kızgınlık? gibi tavır bozukluklarının, ?insanın içinden gelen duygular? olduğunu öne sürerek olabildiğince teşvik ederler. Oysa bu düşünce tümüyle yanlıştır. Özellikle de cahiliye toplumlarında yaşanan kadın karakterinde görülen duygusallık, insanın zayıf bir kişilik göstermesine neden olur. Kişi olaylar karşısında duygularının kendisini yönlendirdiği şekilde hareket ettiği için akılcılıktan büyük ölçüde uzaklaşır. Mantıklı ve doğru düşünemeyecek, isabetli çıkarımlar yapamayacak hale gelir. Müslüman kadın, tüm hayatını ve kişiliğini Kur?an?a göre belirlemesi sebebiyle, nefsin bu özelliği ve ona karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiği konusunda en doğru bilgilere sahiptir. Duygusallığın, insanın aklını perdelediğini, doğru düşünebilmesini, gerçekleri olduğu gibi görebilmesini engellediğini, insanı zayıf, dirençsiz ve güçsüz hale getirdiğini bilir. Ayrıca cahiliye ahlakının getirdiği kadın karakteriyle özdeşleşen duygulanmak, üzüntüye kapılmak, ağlamak, söylenmek, öfkelenmek, kıskançlığa kapılmak, içine kapanmak gibi tavırların, iman sahibi bir insanın karakteriyle bağdaşmayacak özellikler olduğunun da şuurundadır. Çünkü tüm bu tavırlar, Allah?ın beğenmediği ve sakınılması gereken davranışlardır. Bu olumsuz tavırların her biri, insanın temeldeki bazı inanç bozukluklarından ve birtakım gerçeklerin yeteri kadar şuuruna varamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylıkla hüzne kapılan, ağlayan, öfkesine yenik düşen, kıskançlığa kapılan, durgunlaşıp sessizleşen, içlerine kapanan insanlar, Allah?ın gücünün, her şeyi hayır, hikmet ve adaletle yarattığının, istediği an istediği her şeyi gerçekleştirebileceğinin, insanların dualarına karşılık vereceğinin bilincinde değillerdir. Olaylar karşısındaki tüm üzüntüleri, öfkeleri, kıskançlıkları hep bu bakış açısındaki yanlışlıklardan ve inanç bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Allah?a gönülden bir bağlılık, içten bir teslimiyet, her olayın Allah?ın kontrolünde olduğunu bilerek, her şeyi hayır gözüyle değerlendirmek, insanın duygularına kapılıp olumsuz tavırlarda bulunmasını engeller. Müslüman bir kadın Allah?a olan güçlü sevgisi ve derin Allah korkusu nedeniyle duygusallığın neden olduğu tüm tavır bozukluklarından titizlikle sakınır. Müslüman kadın, Allah?ın ?Ve onlar: ?Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl? diyenlerdir? (Furkan Sûresi, 74) ayetiyle bildirdiği şekilde, tüm tavırlarıyla, kişiliğiyle, yüksek ahlakıyla insanlara örnek olmayı hedefleyen bir insandır. Bu da ona hiçbir olay karşısında yıkılmayan güçlü bir kişilik kazandırır. Mü?min kadınlar, özellikle kadın ahlakında yaygın olarak görülen bu tavırdan sakınıp güçlü bir kişilik sergilemenin, bu karakteri benimseyen kadınlar için güzel bir örnek olacağını bilir, bu şuur ve sorumluluk bilinciyle hareket ederler. Allah?ın ?... Kim nefsinin ?cimri ve bencil tutkularından? korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır? (Haşr Sûresi, 9) ayetiyle bildirdiği gibi, nefislerini kötülüklerden arındırdıkları için dünyada ve ahirette nimete, huzura kavuşur ve mutluluğu en güzel şekilde yaşarlar. Duygusallığın insanlara yaşattığı tüm sıkıntılardan, üzüntülerden uzak kalmış olurlar.
Canan Kütahnecioğlu
http://www.minare.net/ http://minare.blogcu.com/ http://minare.net/Blogcu http://minare.net/forum |
10 Haziran 2007 04:27 · Minare
· Etiketler
allah
,
cihad
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
cİhad meydanIndan yeni dönmüşler.. hepsI yaralI ve bItkIn... ayakta duracak hallerI yok... ama namazlarInI kIlmaya çalIsIyorlar... hemde her seye rağmen...
kardeslerimiz, canlarImIz onlar....!
onlarınkI de namaz, bIzIm kI de.... hangISI kabule en layIk...!? onlara dua edelIm hIç olmazsa ve SAVAŞTIKLARI ÜLKELERİN MALLARINI boykot EDELİM ...!
İndİrİn ve İzleyin lütfen! tüyleriniz diken diken olacak.. o ihlas, takva AZIM ... EMIN OLUN sizi de saracak !


Rüku'ya eğilemiyor... Dizleri üzerinde ancak kılabiliyor....!


Cihad'dan yeni dönmüş...Eller hala yara-bere içinde ...!
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:25 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
- Allah: Her ismin vasfini ihtiva eden öz adi.
- Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkata
merhamet eden, sefkat gösteren, ihsân eden. - Er-Rahîm: Âhirette, müminlere aciyan.
- El-Melik: Yaratici, kâinatin sahibi.
- El-Kuddûs: Her noksanliktan uzak .
- Es-Selam: Her tehlikeden selâmete çikaran.
- El-Mümin: Imân nûrunu veren.
- El-Müheymin: Her seyi görüp gözeten.
- El-Aziz: Mutlak gâlip, karsi gelinemez.
- El-Cebbâr: Diledigini yapan ve yaptiran.
- El-Mütekebbir: Büyüklükte esi yok.
- El-Halik: yaratan, yoktan var eden.
- El-Bari: her seyi kusûrsuz yaratan.
- El-Musavvir: Varliklara sûret eden.
Onlari birbirinden ayiran özellikte yaratan. - El-Gaffar: Günâhlari magfiret eden.
- El-Kahhâr: Her istedigini yapacak güçte.
- El-Vehhâb: Karsiliksiz ni'met veren.
- Er-Razzâk: Her varligin rizkini veren.
- El-Fettâh: Her türlü sikintilari gideren.
- El-Alim: Gizli açik, geçmis, gelecek her seyi,
ezeli ve ebedi ilmi ile çok iyi bilen. - El-Kâbid: Riziklari daraltan, ruhlari alan.
- El-Basit: Riziklari genisleten, ruhlari veren.
- El-Hafid: Kafir ve facirleri alçaltan.
- Er-Rafi: Seref verip yükselten.
- El-Mu'iz: Diledigini aziz eden.
- El-Müzil: Diledigini zillete düsüren.
- Es-Semi: Mükemmel isiten.
- El-Basir: Gizli açik, her seyi iyi gören.
- El-Hakem: Mutlak hakim, hakki batildan ayiran.
- El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.
- El-Latif: Lütfeden, her seye vakif.
- El-Habir: Her seyden haberdar.
- El-Halim: Cezada acele etmeyen, hilm sahibi.
- El-Azim: Büyüklükte benzeri yok.
- El-Gafûr: Affi, magfireti bol.
- Es-Sekûr: Az amele, çok sevap veren.
- El-Alî: Yüceler yücesi.
- El-Kebir: Büyüklükte benzeri yok.
- El-Hafîz: her seyi koruyucu olan.
- El-Mukit: Her çesit rizki yaratan.
- El-Hasib: Kullarin hesabini en iyi gören.
- El-Celil: Celal ve azamet sahibi.
- El-Kerim: Keremi bol, karsiliksiz veren.
- Er-Rakîb: Her varligi her an gözeten.
- El-Mucib: Dualari kabul eden.
- El-Vasi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her
seyi ihata eden. - El-Hakim: Her seyi hikmetle yaratan
- El-Vedûd: Igligi seven, iglik edene ihsan eden.
Sevgiye layik olan. - El-Mecid: Zati serefli, ni'meti, ihsani sonsuz.
- El-Ba'is: Peygamber gönderen, mesherde
ölüleri dirilten.
| - El-Sehid: Her an her yerde hazir ve nazir.
- El-Hak: Varligi degismeden duran. Var olan,
hakki ortaya çikaran. - El-Vekîl: Kullarin islerini bitiren.
- El-Kavi: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.
- El-Metîn: Kuvvet ve kudret benbai.
- El-Velî: Müminleri seven, yardim eden.
- El-Hamîd: Hamd ve senâya lâyik.
- El-Muhsî: Varliklarin sayisini bilen.
- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.
- El-Mu'îd: Yarattiklarini yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.
- El-Muhyî: Mahluklara can veren.
- El-Mümît: Her canliya ölümü tattiran.
- El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri.
- El-Kayyûm: Zati ile kâim, Mahlûklari varlikta durduran.
- El-Vâcid: Hiçbir sey kendine gizli degil.
- El-Mâcid: Keremi, ihsâni bol olan.
- El-Vâhid: Zât, sifat ve fiillerinde benzeri ve ortagi olmayan, tek olan.
- Es-Samed: Hiçbir seye ihtiyaci olmayan, herkesin muhtaç oldugu merci.
- El-Kâdir: Kudret sahibi, diledigini yapan.
- El-Muktedir: Diledigi gibi tasarruf eden, her seyi kolayca yaratan, kudret sahibi.
- El-Mukaddim: Serefte birini öne alan.
- El-Muahhir: Dilediklerini tehir eden.
- El-Evvel: Ezelî, varliginin baslangici yok.
- El-Âhir: Ebedî, varliginin sonu yok.
- Ez-Zâhir: Yarattiklari ile varligi açik.
- El-Bâtin: Aklin tasavvurundan örtülü.
- El-Valî: Bütün kâinati idare eden.
- El-Müteâlî: Son derece yüce.
- El-Ber: Iyilik ve ihsâni bol.
- Et-Tevvâb: Tevbeleri kabûl eden.
- El-Müntekim: Âsilere cezâ veren.
- El-Afüvv: Affi çok, günahlari yok eden.
- Er-Raûf: Çok merhamet eden, sefkatli.
- Mâlik-ül Mülk: Mülkünde hâkim.
- Zül-Celâli vel Ikrâm: Celâl, azamet, seref, kemâl ve ikrâm sahibi.
- El-Muksit: Mazlûmlarin hakkini alici.
- El-Câmi: Iki ziddi bir arada bulunduran.
- El-Ganî: Ihtiyâçsiz. Her sey Ona muhtaç.
- El-Mugnî: Ihtiyaç gören, fazliyla doyuran.
- El-Mâni: Dilemediklerine mani olan.
- Ed-Dâr: Elem, zarar verenleri yaratan.
- En-Nâfî: Menfaat veren seyleri yaratan.
- En-Nûr: Zati açik ve âlemleri nûrlandiran.
- El-Hâdî: Hidâyet veren.
- El-Bedî: Misâlsiz, örneksiz yaratan.
- El-Bâkî: Varligi ebedî olan.
- El-Vâris: her seyin asil sahibi olan.
- Er-Resîd: Irsâda muhtaç olmayan.
- Es-Sabûr: Cezâ vermede, acele etmez.
|
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:25 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
Hz. Abbas (r.a.)'den rivayet edilen Hadis-i serifte, peygamberimiz (s.a.s.) efendimiz soyle buyurmustur:
- Kiyamet gunu kabri uzerindeki toprak ilk acilarak, mahser yerine cikacaklarin ilki benim. Ama bununla iftihar etmiyorum. Adem ogullarinin efendisi benim, Fakat bunu iftihar icin soylemiyorum. Kiyamet gununde yegane sefaat edecek benim, lakin bununla iftihar etmiyorum. Kiyamet gununde LIVAU'L HAMD sancagi, basimin uzerinde acilacak ve butun peygamberler sancagimin altinda toplanacaktir, bunu da iftihar icin soylemiyorum. Ummetim ummetlerin en hayirlisidir, fakat bunu da iftihar icin soylemiyorum.
Ummetim,gecmis ummetlerden once hesaba cekilen ilk ummet olacaktir. Sanki ben, butun ummetlerle birlikte, ummetimin mezarlarindan kalkarken: LA ILAHE ILLAH MUHAMMEDUN RASULULLAH. “Bugun Allah'in vaad ettigi gundur.” Baslarindan ve yuzlerinden topraklari silkeleyecekelerin hallerini gorur gibiyim.”
Abdullah bin Abbas (r.a.), mahser ahalisinin basindan gececek halleri soyle anlatmistir:
- Suphesiz, kiyamet gununde kabrinden kalkacak ilk insan Hz. Muhammed (s.a.v.) olacaktir.
- Cebrail (a.s.) Burak ile beraber Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'in kabri serifinin yanina gelir. Israfil (a.s.) LIVAU'L HAMD Sancagi ve serifini ve (keramet) tacini getirir. Azrail (a.s.) da cennet elbiselerinden iki kat elbise getirir. Sonra Cebrail (a.s.) yeryuzune hitaben;
“- Ey dunya! Ahir zaman peygamberi Muhammed'in kabri serif-i nerede ?” diye nida eder.
Bunun uzerine yeryuzu;
“- Ya Cebrail, Rabbim beni paramparca etti. Duvarlarim, alametlerim yok oldu gitti. Artik Hz. Muhammed ( s.a.v.)'in kabri nerede oldugunu bilmiyorum” der.
O sirada peygamber (s.a.v.)'in kabri uzerinden, semaya dogru direk gibi bir nur'un yukselmekte oldugu gorulur.
Bunun uzerine dort buyuk melek gelerek, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in kabri seriflerinin basinda dururlar.
Sonra Israfil (a.s.);
“- Ey Temiz Ruh, tertemiz cesedine don.” Diyerek seslenir.
Bunun uzerine kabri serifinin uzerindeki topraklar catlar. Sonra ikinci defa nida eder. Bu sefer kabri serifin topragi ikiye ayrilir. Daha sonra ucuncu defa nida edince, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz , kabri seriflerinden kalkarak, mubarek sac ve sakalindan topraklari silkelemeye baslar.
Sonra Allah'in Rasulu, bir sag tarafina, bir sol tarafina bakinir. Sehir, koy, kasaba gibi ma'mur hicbirsey goremez. Bunun uzerine Allah'in Yuce peygamberi aglamaya ve goz yaslari mubarek yanaklari uzerine dokulmeye baslar.
Sonra Cebrail (a.s.);
“- Ya Muhammed, haydi kalk, bugun kiyamet gunudur. Bugun hasret ve nedamet gunudur. Bugun Cebbar olan Yuce Alah'in huzuruna cikma ve hesap verme gunudur ” der. Sayfa: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20
Hazirlayan: © Nurseda.Net Tüm Haklari Saklidir.
Gönderen: SAHADETUL-ULYA
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:23 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar

Peygamberimizin Hanımları ve Evliliklerindeki Hikmetler
Önsöz
Kaynak: Yrd. Dr. Muhittin Akgül, Yeniümit Dergisi' nden alinmistir.
Modülü Hazirlayan Emri-Maruf © www.emrimaruf.net
10 Haziran 2007 04:19 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
Nur-i Muhammed (s.a.v)
Vefati
Hicretin onuncu yilinda Rasülullah (s.a.), yüz binden daha fazla müslümanla birlikte Medine'den hacc için hareket etti. Bu hacc esnasinda Arafat dagi yaninda, Islâm'in anayasasi kabul edilen veciz ve ölümsüz hutbesini iradetti. Bu hutbesinde, Islâm'in temel ilke ve kaidelerini beyan ederek, insanlar arasinda fark gözetmeyen bir esitlik ilan etti. Söyle diyordu:
"Ey nas! Biliniz ki Rabbiniz birdir, babaniz birdir. Hepiniz Adem'densiniz. Adem de topraktandir. Allah yaninda en üstününüz, O'ndan en çok korkaninizdir. Arab'in, Arab olmayana üstünlügü yoktur; üstünlük ancak takva iledir."
Kur'ân-i Kerim'in nüzûlü de Maide sûresinin 3. ayetindeki, "Bugün size, dininizi kemale erdirdim, size olan nimetimi tamamladim ve size din olarak Islâm'i seçtim." kavl'i serifinin nazil olmasiyla tamamlanmisti.
Veda Hacc'inin üzerinden henüz üç ay geçmemisti ki, Rasülullah (s.a.) atesli bir hummaya yakalandi. Onun hastaliginin siddetlendigini gören Ensar, Mescidi Nebî'de toplanmislardi. Fadl b. Abbas ve Ali b. Ebi Talib, bu durumu Peygamber Efendimize ulastirdilar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Ali, Abbas ve Fadl'a dayanarak Ensarin huzuruna çikti. Basi sariliydi. Minber'in alt basamaginda oturdu, Allah'a hamd ve senadan sonra söyle hitap etti; "Ey nas! Duydum ki, siz peygamberinizin ölmesinden korkuyormussunuz. Allah'in benden önce gönderdigi peygamberlerden ebedî yasayan biri var mi ki, ben sizin içinizde ebedî kalayim? Bilesiniz ki, elbette ben Rabbime kavusacagim, siz de bana ulasacaksiniz. Size, ilk muhacirlere hayirli davranmanizi vasiyet ederim. Bütün muhacirler de birbirlerine karsi hayirli olsunlar. Allahu Teâlâ söyle buyurur; "Asra (yani peygamberlik çagina, yahut bütün zamana veya ikindi namazina) andolsun ki, insan ziyan içindedir. Ancak inanip iyi isler yapanlar, birbirlerine hakki tavsiye edenler ve birbirlerine sabri tavsiye edenler baska" (onlar ziyandan kurtulmuslardir.) Her is, Allah'in izniyle, iradesiyle cereyan eder. Siz olacak seylerin sirasini degistiremezsiniz, Allahu Teâla sizden birinizin acelesiyle, acele davranmaz. Allah'in iznine, iradesine galebe etmege çalisanlar, en sonu maglub olurlar. Allah'i aldatmak isteyenler de muhakkak aldanirlar. Nitekim o, söyle buyurur: "Demek is basina gelecek olursaniz, yeryüzünde bozgunculuk çikaracak ve akrabalik baglarini koparacaksiniz. "
"Ey nâs! Size Ensar halkina da hayirli olmanizi vasiyet ederim, çünkü onlar sizden önce iman yurdunu hazirlamislardir. Onlara iyi muamele ediniz. Onlar sizi kendi mahsullerine ortak etmediler mi? Evlerini sizinle paylasmadilar, sizi vaktiyle evlerinde agirlamadilar mi? Kendileri ihtiyaç içinde olduklari halde, her hususta sizi nefislerine tercih etmediler mi? O halde (ey muhacirler!) sizden biriniz iki adam arasinda hakemlik yapmak görevine getirilirse Ensarin iyilik edenlerine teveccüh ve ikram etsin, fenalik yapanlarin kusurlarindan da vazgeçsin. Biliniz ki, kendinizi onlara tercih edemezsiniz. Biliniz ki, ben size karsi çok merhametliyim, yine biliniz ki, ben Rabbime kavusacagim, sizler de bana kavusacaksiniz. Bulusacagimiz yer, Kevser havuzunun kenaridir. Benimle havuz kenarinda bulusmak isteyenler dillerini gerekli olan seylerin disindaki bos seylerden çeksinler."
Rasülullah (s.a.), 13 Rebiülevvel h. 11 (8 Haziran 632) pazartesi günü ruhunu teslim etti. Risaleti tebligi etmis, kendisine verilen emaneti en mükemmel bir sekilde yerine getirmis olarak ömrünün 63'ünde Rabbimizin rahmetine kavustu.
Rasülullah'in vefat haberi, müslümanlar üzerinde müthis bir tesir icra etti, öyle ki büyük bir saskinliga düserek peygamberlerin de, diger insanlar gibi öleceklerini bildiren ayetleri bile unuttular. Kilicini çekip dikilen Ömer b. Hattâb, Rasülullah'in öldügünü söyleyenleri ölümle tehdit ediyor ve söyle diyordu: "Münafiklardan bir adam, Rasülullah'in vefat ettigini zannetmistir. Hayir vallahi! O ölmedi, lakin Musa'nin gittigi gibi, dönmek üzere Rabbine gitti. Vallahi Rasülullah dönecek ve öldügünü söyleyenlerin ellerini kesecektir."
Rasülullah'in vefatini duyan Hz. Ebubekir, Mescid'in önüne geldiginde Ömer hâlâ, halka bir seyler söylüyordu. O, bunlara aldirmaksizin dogruca Rasülullah'in bulundugu odaya girdi. Üzerindeki örtüyü kaldirarak söyle dedi: "Babam ve anam yoluna feda olsun ya Rasülellah! Ölümünde de, diriyken oldugu gibi ne kadar güzel ve temizsin. Senin ölümünle, hiçbir peygamberin ölümüyle kesilmemis olan peygamberlik son bulmustur. Sanin ve serefin o derece büyük, o kadar güzel vasiflara sahibsin ki, tanitilmak ve üzerine aglanmaktan münezzehsin. Ya Rasülellah! Ölümünle insanlara teselli oldun, zira nübüvvet özelliklerinle hususiyet kazanmis olmana ragmen ölüm sana da yetisti. Ölümle o derece umumilestin ki, ölümlü olmakta hepimiz seninle esit olduk. Kendin tercih etmemis olsaydin, ölümün nefislerimize çok zor gelirdi, eger bizi aglamaktan menetmemis olsaydin, senin için gözyaslari döker; hatta göz pinarlarimizi kuruturduk. Ama, yine de göz yasimizi tutmaga gücümüz yetmiyor. Siddetli üzüntü ve kederi üzerimizden atamiyoruz. Allah'im bizden ona selâm ulastir. Ya Muhammed (s.a.)! Rabbinin katinda bizi unutma, hatirinda kalalim. Sekinet ve rahatlik yaratilmamis olsaydi, korku ve üzüntü de yaratilmazdi. Allahim, nebine bizden selâm ulastir, onu aramizda muhafaza et!"
Hz. Ebubekir, daha sonra Rasülullah'in nasinin basindan ayrildi, disari çikarak halka hikmetli ve anlamli hutbesini irad etti. Bu hutbe müslümanlarin aklini basina getirdi ve düstükleri hatayi hemen anladilar. Hz. Ebubekir söyle hitap etmisti: "Sehadet ederim ki, Allah birdir, O'ndan baska ilah yoktur, O'nun hiçbir ortagi yoktur. Yine sehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve rasülüdür. Yine sehadet ederim ki, Kitap (Kur'an) nazil oldugu, din mesru kilindigi, Hadîs iradedildigi, söz söylendigi gibi mahfuzdur. Allah, apaçik bir hakikattir," sonra da söyle dedi: Ey nâs! Muhammed'e kulluk eden var idiyse bilsin ki: Muhammed muhakkak ölmüstür; Allah'a tapanlara gelince, süphesiz Allah diridir, ebediyyen bâkidir." Devamla su manadaki ayetleri okudu:
"Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde
geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiç bir ziyan veremez. Allah, sükredenleri mükafatlandiracaktir.” Ve devam etti: "Allahu Teâlâ isini, size vasiyet etmistir, onda ümitsizlik ve sabirsizliga düsmeyiniz. Süphesiz Allah, sizin yaninizdaki ve kendi yanindaki seyleri Nebisi için seçmistir. Onu, yarligamasina çekip almis, Kitabini ve nebisinin sünnetini sizde birakmistir. Bu ikisine sarilan dogruyu bulur, o ikisinin arasini ayiran sapitir. Ey iman edenler! Allah için hakki ayakta tutan kimseler olunuz. Seytan, Peygamberimizin ölümü sebebiyle sizi aldatmasin, dininizden saptirmasin. Seytani aciz birakacaginiz seyde, ondan acele davraniniz. Size ulasmasina firsat vermeyiniz."
Malik b. Enes'in söyle dedigi rivayet edilir: "Bana ulastigina göre Rasülullah (s.a.), pazartesi günü vefat etmis,sali günü defnedilmistir. Müslümanlar, cenaze namazini gurublar halinde, imamsiz olarak kilmislardir." Sahabe-i Kiram, Rasülullah'in nereye defnedilecegi hususunda ihtilafa düsmüsler, bazilari dogum yeri olan Mekke'ye, bazilari ashabinin yanina Cennetü'l-Baki' kabristanina bazilari da kendi mescidine gömülmesini teklif etmislerdi. Bu esnada söz alan Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimizin "Hiçbir peygamber, vefat ettigi yerin disinda bir mahalde defnedilmemistir." mealindeki hadisini rivayet ederek, bu ihtilâfin ortadan kalkmasini sagladi.
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:18 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
Nur-i Muhammed (s.a.v) Veda Hutbesi Hz. Peygamber'in, hicri 10. yilda yaptigi Veda Hacci'nda sayilari yüz on dört bini bulan haciya hitaben irad ettigi hutbe. Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyecegini bildirip vefatinin yaklastigini ima ettigi, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini dogruladigi için bu hacca Veda Hacci, bu hac esnasinda irad ettigi hutbeye de Veda Hutbesi adi verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imis gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere arafe günü ile bayramin birinci ve ikinci günlerinde parça parça irad edilmistir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Degisik yer ve zamanda irada buyuruldugu için de hutbe, birçok kisi tarafindan birbirinden farh sekillerde rivâyet edilmis; kisinin ya da grubun duydugunu digerleri isitmediginden, hutbenin tamaminin biraya toplanmasinda bu farkli rivâyetlerden yararlanilmis ve daha sonraki yillarda bu üç ayn yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmistir. Rasûlüllah'in bu son haccindan bir yil önce nâzil olan Tevbe sûresinde, müsriklerin pis oldugu ve bu yildan sonra Mescid-i Haram'a yaklasmamalari (et-Tevbe, 9/28) emredildigi için, Veda Hacci'nda Mekke'de sadece Müslümanlar vardi, hutbeyi de yalnizca Müslümanlar dinlemisti. Zaten Mekke'in fethinden sonra müsriklerin sayisi parmakla sayilacak kadar azalmisti. Rasûlüllah, Medine'den kendisiyle birlikte yola çikan yüzbin civarindaki ashâbiyla Mekke'ye haccetmek için geldiklerinde bir yil önceki uyari sebebiyle Mekke'de müsrik kalmamisti; çogunluk Müslüman olurken Mekke'yi terkedenler de vardi. Rasûlüllah, haccin bütün erkâmin bizzat kendisi yaparak Müslümanlara ögretmis, Islâm'in hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmisti. Islâm'in tamamlandigini bildiren bazi âyetler de bu Veda Hacci'nda nâzil oldu. Cahiliye döneminde disaridan gelen hacilar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureys esrafi diger insanlardan üstün olduklarini belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardi. Rasûlüllah cahiliye döneminin bu sinif üstünlügüne dayali âdetini ortadan kaldirdi ve bütün hacilar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Rasûlüllah'a orada bu dinin tamamlandigi su âyet-i kerimeyle müjdelendi: "Ey Mü'minler, su küfreden müsrikler bugün dininizi söndürmekten ümidlerini kesmislerdir. Artik bundan böyle onlardan korkmayiniz; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve size ihsan ettigim nimetimi tamamladim. Din olarak da size Islâm'i seçtim"(el-Mâide, 5/3). Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnizca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber'in vefatinin yaklastigina delalet ettigini anlamislar ve gözlerinden yaslar akmisti. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yasamis ve vefat etmistir. Arafat'ta yüz binin üzerindeki haciya hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacilar tarafindan isitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazilarini görevlendirdi. Rasulüllah'in sözlerini tekrar eden bu kisiler hutbenin bütün hacilar tarafindan duyulmasini sagliyorlardi. Devesi Kusva'nin sirtinda oldugu halde Rasûlüllah su hutbeyi irac etti: "Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha bulusamayacagim. Ey Insanlar bu günleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz nasil mübarek bir sehir ise; canlariniz, mallariniz, irzlariniz da öyle mukaddestir, her türlü saldiridan emindir. Ashabim! Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayin. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da isitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmis olur. Ey ashabim! Kimin yaninda bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çesidi kaldirilmistir, ayagimiz altindadir. Lakin borcunuzun aslin vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme ugrayiniz. Allah'in emriyle faizcilik artik yasaktir. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayagimin altindadir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmuttalib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Ashabim! Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen ortadan kaldirilmistir,' ilk kaldirdigim kan davasi da Abdulmuttalib'in torunu (yegenim) Rebîa'nin kan davasidir. Ey Insanlar! Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat bu kaldirdigim seyler haricinde küçük gördügünüz islerde de ona uyarsaniz bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakininiz. Ey Insanlar! Kadinlarin haklarina riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari Allah'in emaneti olarak aldiniz. Ve onlarin namuslarini ve ismetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz; onlarin, aile serefini koru mallari ve evlerinizi sizin hoslanmadiginiz hiç kimseye açmamalari, çignenmemeleridir. Eger onlar, razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi evinize alirlarsa onlari hafif bir sekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadilarin da sizin üzerinizdeki haklari; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet birakiyorum ki siz ona simsiki sarildikça yolunuzu hiçbir zaman sasirmazsiniz. O emanet Allah'in kitabi Kur'ândir. Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanin kardesidir ve bütün Müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, baskasina helal degildir. Ancak gönül hosluguyla verilen baska. Ashabim! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakki vardir: Ey insanlar! Cenab-i Hak her hak sahibine hakkini vermistir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezasi vardir. Babasindan baskasina nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina uymaya kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanlarin düsmanligina ugrasin. Cenab-i Hak bu insanlarin ne tevbelerini ne de sehadetlerini kabul eder." Rasûlüllah sözlerinin burasinda dinleyenlere sordu: "Ey insanlar! Yarin beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?" Ashab-i Kiram cevap verdi: "Allah'in risâletini teblig ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye sehadet ederiz." Rasûlullah sehadet parmagini göge kaldirarak üç kez "Sahit o! ya Rab! Sahit o! ya Rab! Sahit ol ya Rab!" buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi. Hz. Peygamber günes batincaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar verecegi bir anda yukarida zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavas adimlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile aksam ve yatsi namazlarini birlestirerek kildi. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazini kaldi ve ortalik iyice agardiktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Seytan taslamadan sonra Mina'ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi'nin diger bölümünü irad etti. Allah'a hamdü senadan sonra devamla: "Ey insanlar! Sizi Allah'in kitabina baglayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördügünüz gibi ifa ediniz. Öyle saniyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. " Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevapli sürdürdügü hutbesini: "Ey insanlar! Aylarin yerini degistirerek geri birakmak inkârda asiri gitmektir. Kafirler böyle yapmakla dogru yoldan saptilar. Allah'in haram kildigi aylarin sayisini uygun yapmak için, bir yil haram ayini helal, diger yil onu haram sayarlar. Böylece Allah'in haram kildigini helal kabul ederler. Zaman, Allah'in gökleri ve yeri yarattigi gün gibi ayni duruma döndü. Allah'in katinda aylarin sayisi on ikidir. Bunlarin dördü mukaddes (haram) aylardir ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Saban'in arasindaki Receb'tir. Ey mü'minler! Bu ay hangi aydir?"-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."-Zilhicce ayi degil midir?"-Evet Zilhiccedir."-Bu içinde bulundugumuz belde hangi beldedir?"-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.-Mekke Sehri degil midir?"-Evet Mekke'dir."-Bugün hangi gündür? -Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."Yevmü'nnahr (kurban kesme günü) degil midir?"-Evet yevmünahr'dir. Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek "Su halde iyi bilin ki; bu sehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) oldugu gibi birbirinize kanlarinizi dökmek, mallarinizi haksiz yere olmak, namuslarinizi kirletmek de haramdir, her türlü saldiridan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavusacaksiniz, o zaman bütün bu islerden sorulacaksiniz. Ey Insanlar! Aklinizi basiniza alinda benden sonra birbirinizin boynunu vuracak sekilde dalâlete, vahsete düserek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunlari burada hazir bulunanlariniz burada bulunmayanlara teblig etsin. Olabilir ki, kendisine tebligi edilen kimse burada bulunup isiten bir kisim kimseden daha iyi anlayip bellemis olur" ardindan Rasûlüllah iki kez:"- Teblig ettim mi?" buyurdu.Sahabîler:-Evet ettin, deyince O;"Sahit ol ya Rab!" dedi ve tekrar hatirlatti: "Burada bulunanlar bulunmayanlara teblig etsin. " Rasulüllah Mina'daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazirlanan yüz devenin altmis üçünü bizzat kendi kurban etti digerlerini de Hz. Ali kestikten sonra her deveden birer parça et alinarak pisirilip yenildi. Daha sonra tras olan Hz. Peygamber ihramdan çikti ve Kabe'yi tavaf etti. Ögle namazini da orada kildiktan sonra Zemzem suyunun yanina gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina'ya döndü. Rasûlüllah Mina'da geçirdigi tesrik günlerinde seytan taslama görevini yerine getirmis, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmustu. "Allah'in yardimi ve fetih geldigi ve insanlarin dalga dalga Allah'in dirine girdiklerini gördügün zaman Rabbini överek tesbih et. O'ndan magfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir" (en-Nasr, 110/1-3) mealindeki Nasr sûresinin nâzil oldugunu duyan Müslümanlara, hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumus hem de kendilerine nasihat ettigi hutbelerinden birini irad buyurmustur. Bu hutbesinde de yine Müslümanlarin mal, can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarinin temelini olusturan bu üç hakki tekrar tekrar ümmetine hatirlatmisti. Degisik yer ve zamanda irade edilen bu hutbeler, tek bir hutbe seklinde bütünlestirilmistir. Hutbenin toplum hayatina getirdigi prensipler: Incelendigi zaman Veda Hutbe'sinde Peygamber (s.a.s)'in baslica su noktalara degindigi görülür: 1- Her iste daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir. 2- Nefis, insani her zaman serre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin ser-inden de Allah'a siginmak lâzimdir. 3- Can, mal ve irz kutsaldir. Yasama hakki tabii bir haktir. Irz, seref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldiridan korunmus haklardir. 4- Cahiliye gelenekleri kaldirilmistir. Insanlar alisa geldikleri kötü seyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler. 5- Faiz haramdir. 6-Kan davasi gütmek haramdir. 7- Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hiyanet edilmemelidir. 8- Küçük büyük önemli-önemsiz her iste seytana uymaktan sakinilmalidir. 9- Kadinlarin ve erkeklerin karsilikli hak, vazife ve sorumluluklari vardir. Kadinlara nezâketle davranilacaktir. 10- Hem kadin hem de erkekler zinadan siddetle kaçinacaklardir. 11- Köle ve hizmetçilere iyi davranilacaktir. 12- Bütün Müslümanlar kardestir. Her türlü sinif farklari ve ayricaliklar kaldirilmistir. Üstünlük fazilet iledir. 13- Zulümden sakinmak gerekir, halkin mali haksiz yere yenemez, birine ait bir sey sahibinin izni olmadikça baskasi için helâl olmaz. 14- Müslümanlar birbirleriyle savasmaktan sakinacaklardir. 15- Allah'in Kitâb'ina ve Peygamber'in sünnetine uyanlar asla sapikliga düsmezler. 16- Islâm sadeliginden ayrilmamak, asiriliklara sapmamak gerekir. 17-Hak Teâlâ'ya ibadet olunacak; bes vakit namaz kilinacak, oruç ayinda oruç tutulacak, Hz. Peygamber'in tavsiyelerine uyulacaktir. Bunlari hakkiyla yerine getirenlerin mükâfati cennettir |
|
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:17 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
Nur-i Muhammed (s.a.v)
Hicret
Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabinin Islâm devletini kurmak üzere Mekke'den Medine'ye göç etmeleri.
Medine'de bulunan Yahudiler bir Peygamber'in gelecegini biliyorlardi.
Medinelilerle aralan açilan Yahudiler onlara "Bir Peygamber gönderilmek üzeredir. O Peygamber gelince biz ona tabi olacagiz, Irem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü kaziyacagiz" diyorlardi
Hz. Peygamber (s.a.s), amcasi Abbas'la birlikte Akabe'ye geldi. Abbas henüz müslüman olmamisti. Ebu Talib'in vefatindan sonra peygamberimizle daha çok ilgilenmeye baslamisti. Bu ilgi kabile bagindan ileriye gitmiyordu. Toplantida ilk konusmayi Abbâs yapti; "Ey Hazrec toplulugu, bu benim kardesimin ogludur. Benim yanimda insanlarin en sevgilisidir. Siz onu tasdik ediyor onun getirdiklerine inaniyor ve kendisini alip götürmek istiyorsaniz, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim. Siz ona vereceginiz sözü yerine getirebilecek ve kendisini muhaliflerinden koruyabilecek misiniz? Bunu geregi gibi yaparsaniz ne iyi; yok eger Mekke'den çiktiktan sonra kendisini yardimsiz birakacak rüsvay edecekseniz simdiden bu isten vazgeçiniz, onu birakimi. Yine kavmi arasinda ve yurdunda izzet ve serefiyle korunmus olarak yasasin."
Hz. Abbas'tan sonra Hz. Peygamber (s.a.s) konustu. Bundan sonra Medineli müslümanlar düsüncelerini söylece açikladilar: "Allah'tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz.
Biz, Rabbimiza bey'at ediyoruz Allah'in kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kendimizi, ogullarimizi, kadinlarimizi esirgeyip korudugumuz seylerden seni de, esirgeyip koruyacagiz. Eger bu ahdimizi bozarsak, Allah'in ahdini bozan, yaramaz, bedbaht insanlar olalim. Ya Rasûlallah! Biz ahdimizde sadikiz".
Peygamberimiz iki sart ileri sürdü, "Rabbim için sartim: O'na hiç bir seyi ortak kosmamaniz yalniz O'na ibadet etmeniz, kendinizi, çocuklarinizi, kadinlarinizi esirgeyip korudugunuz seylerden, beni de esirgeyip korumanizdir" buyurdu. Medineliler: "Böyle yaptigimiz zaman
bizim için ne var" dediler. Allah Rasûlü de: "Cennet var" buyurdular. Medineliler "bu kârli alis veristir" deyip Allah Rasûlüne bey'at ettiler.
Hz. Peygamber (s.a.s)'in Medine'ye gelisi Medineli mü'minleri büyük bir sevince bogdu.Bütün mü'minler, evlerinin damina çikmis; gençler ve hizmetçiler yollara dökülmüsler
"Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah!" diyerek bagiriyorlardi.
Çocuklar ve hizmetçiler, yollarda ve damlarda "Rasûlullah geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber, Muhammed geldi! diyorlar, Habesliler de, sevinçlerinden kiliç kalkan oynuyorlardi.
Kadinlar ve çocuklar, hep bir agizdan: "Vedâ tepelerinden dolunay dogdu bize Allah'a yalvaran oldukça, sükür etmek gerekir halimize, Ey bize gönderilen Peygamber! Sen boyun egmemiz gereken bir emr ile geldin bize" diye siirler okuyorlardi. Berâ' b. Âzib: "Peygamber (s.a.s) Medine'ye gelince, Medinelilerin Rasûlullah'a sevindikleri kadar hiç bir seye sevindiklerini görmedim demistir.Enes b. Mâlik de: "Ben, Rasûlullah'in Medine'ye girdigi günden daha güzel, daha parlak bir gün görmedim" der. Rasûlullah Medine'ye varinca mü'minlerin her biri kendi evinde agirlamak istediler ve bu konuda yarisircasina hareket ettiler.
Rasûlullah'i misafir edebilmek için devesinin önüne geçiyorlardi. Efendimiz onlara "Devenin yolunu açiniz! Nereye çökecegi ona emir buyurulmustur" diyordu.
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum