| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
İslam Blogu - İslami Blog - İslami Site - İslam Sitesi - İlahiler - EzgilerRSSYorum RSS
69 "hz. muhammed" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"hz. muhammed" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yavrum, yavrucuğum... 

Yavrum, yavrucuğum...
Cânım. Cananım. Sevdiceğim. Bi’tanem. Kuzu sarmam. Yârim. Yârenim. Yavrum. Yavrucuğum. Gözlerinde yittiğim. Yüzünde sevindiğim. Saçlarını özlediğim.

Kucağımda beklediğim. Sıcak, sımsıcak nefesini içtiğim. Kalbimde büyüttüğüm. Göz aydınlığım.

Biliyorum, söylemeye geç kaldım. Senin bana ne anlama geldiğini anlamakta aldandım. Sevdiğimi anlatmayı erteledim, hep sonraya bıraktım. Bak işte; sana konuşuyorum şimdi. Yavrucuğum, can pârem, biricik tesellim. Sana söyleyemedim ama sarıp sarmalaman cennetim oldu benim. İncecik sesin bütün baharların kuş cıvıltıları oldu bana. Yarım-yamalak sözlerin ötelerden bin seslenişti bana. “Baba!” dediğinde alnıma yıldızlar değdi, omzuma gökler indi. Bakışın tâ ruhlar âleminde de özlendiğimin habercisiydi bana. Kırık dökük hecelerin duyduğum en güzel şiirdi. Minicik parmakların avucumda, cennete çağıran melektin bana..

Cânım. Canımın içi. Kalbimin hiç bitmez sevinci. Ruhumun bayramı. Bi’tanem. Sevdiğim. Gözleri boncuğum. Yüzü cennetim. Saçları kara sevdam. Yürüyüşü hasretim. Dokunuşu serinliğim. Kokusu müjdem. Meleğim. Yavrum. Yavrum. Yavrum. Yavrucuğum.

Gözlerin kime bakar şimdi? Babacığını merak eder misin? Annene nazlanmak istemez misin? Koşup kucaklamak ister misin beni? Ellerimde ellerinin boşluğu büyüyor şimdi. Gözlerimde gözlerinin uçurumu derinleşiyor. Kokun çok uzakların hasreti şimdi. Sana dokunmuş bir rüzgâr gelip de kalbimi ferahlatır mı acep? Sana bakmış gözler bir gece gelip gözlerime değer mi? Bi’tanem, ne kadar çok ışık var âlemde ama gözlerimizi buluşturamıyorlar ki. Güzelim, ne kadar çok ses var yeryüzünde; ama dudaklarından hiç haber getirmiyorlar ki. Bak, çiçekler açmak üzere yavrucuğum; senden bana, benden sana tozlar uçuşmuyor ki?



Ağlıyorum bi’tanem. İnan bana, şakacıktan değil bu defa. Koşup teselli etmeni beklemiyorum. Yüzüme saçlarını değdirip gözlerime şaşkınca bakmanı, omzuma ellerini koyup beni susturmanı beklemiyorum. Ağlıyorum bi’tanem, çünkü.. Ağlıyorum bi’tanem, çünkü sevgisiyle seni de beni de birbirimize sevgili eyleyen En Sevgili de ağlamıştı. O’nun ağladığı gibi ağlıyorum. Gülüşünü uzaklara gönderdiği İbrahim’i için O da gözlerinden yaş dökmüştü ya, yüzümdeki nem ondan işte yavrucuğum. Yüzünü toprağa emanet ettiği yavrusu için O da mahzun olmuştu ya; inan bana canım, sırf O ağladı diye ağlıyorum. Sen ağlama e mi, bi’tanem. Sen hep gül. Gül ki, güller açsın cennetlerde. Gül ki, güldüğünü bilip ben de güleyim. Kocaman bir teselli çöreklensin yüreğime. Kocaman bir müjde bulut bulut gelsin, yağmur olup sele katsın beni de.



Belki de İbrahim’in babası, Sevgililer Sevgilisi, gönüllerin baş tacı kucağında sevmiştir seni. Hep böyle teselli ediyorum kendimi. Canımızın emanetçisi, son nefeste yoldaşımız, en büyük korkumuzda dostumuz, güzeller güzeli melek, Azrail, kim bilir nasıl da güzel göründü sana. Söyle canım, babanın tuttuğu gibi mi tuttu ellerinden? Canımın içi, rüyada olsun fısılda bana, annen gibi kucaklayıp da mı götürdü seni yurduna? Başını okşadı mı yetimler yetimi Muhammed [asm]? Gül kokusuyla seni sarıp sarmaladı mı? Senin gibi babalarını mahzun bırakıp da yuvasına dönen, annelerini hıçkırıklara boğup da giden kardeşlerinin cıvıltılarına kattı mı sesini? Yavrum, yavrucuğum, O’na benden selam söyle e mi?

Sana salavat getirmeyi babam öğretti bana, de, olur mu? O’nun gözlerinin içine içine bak e mi? Bak ki, bir gece rüyama girsin, senden haber getirsin bana. Müjdeni getirsin. Kalbime kocaman bir bahar serinliği getirsin. O çok iyi bilir babasızlığı da, annesizliği de; seni anlar, teselli eder seni. Yetimleri, öksüzleri sevindirmekte üzerine yoktur O’nun. Tut ellerini, sakın bırakma. Beni kucakladığın gibi kucakla Muhammed’i [asm] ciğer parem. Babana sarılır gibi sarıl O’na. Yanından ayrılma sakın. Sen bilmezsin yavrum, ben de bilmezdim ama O bilir evlat acısını, ümmetinin üzerine öylesine çok titrer ki, söyle bize gelsin bir gece, cennet kokulu ellerinden tutup bize getirsin seni, tutsun ellerimizden, yeniden sevindirsin bizi.

Yavrum, bi’tanem, canımın içi, ciğer parem, kalp sızım, ruh yoldaşım, elinin sıcağını özlediğim, seni bize veren Rabb’imiz, seni hiç yoktan verdi. Hatırlar mısın, bir zamanlar, ne ellerin vardı, ne gözlerin ne de yüzün. Biz yanında değilken, sana senden yakın oldu. Senin adını biz bilmezken, seni O andı. Biz senin varlığından bile haberli değilken, seni O var etti. Olmayan ellerinden O tuttu. Gözlerinin olmadığını O gördü. Yüzüne gözlerini O koydu. Seni kimseler görmezken O gördü. Seni kimseler duymazken O duydu. Seni bize sevimli eyleyen yüzünü veren O oldu; yüzüne bizden önce baktı. Seni bizden önce sevdi. Ve elbette, seni bizden çok sevdi. Seni bize sevilesin diye verdi. Seni bize sevinesin diye verdi. Seni bize sevinelim diye verdi.

Bi’tanem, bizdendin ama bize ait değildin. Emanettin bize, iki gözüm, sadece emanet. Ödünç verilmiştin, sadece ödünç. Sadece yanımızdaydın, şimdilik beraberdik, o kadar. Ama unuttuk, her şeyi unuttuğumuz gibi, senin de geldiğini ve gidebileceğini unuttuk.

Kokusu cennetim, bakışı güneşim, dokunuşu baharım, sesi cihanım, evladım, seni çok sevdim. Çok sevdirildin bana. Kalbini kalbime ısındırana emanet ol. Kalbimi kalbine sevdirene emanet olasın. Değil mi ki, seni bana veren beni bana verendir. Beni de seni de birbirimize bağışlar elbet. Değil mi ki, seni benden alan seni bana verendir. Seni benim yanımda tutar elbet.

Yavrum, yavrucuğum, bi’tanem; biz ayrılmadık, hiç ayrı kalmadık. Sadece aramızdaki bahçe büyüdü. Sen öte kenarında ben beri kenarında; bahçede çiçeklerin tozarmasını bekliyorum şimdi. Senin gibi gülsünler diye menekşelerin başını okşuyorum şimdi. Senin gibi seslensinler diye bülbüllerin ayak seslerini bekliyorum şimdi..

Bekliyorum…

Not: Evlat acısı yaşayanlar adına yazdığım bu yazıyı, onlar adına gözyaşı dökerek yazdım. Çocuklarını “ebedî çocuklar” olarak Sahibine teslim edenlerin halini anlayamam elbette. Böyle bir imtihanla sınanmamayı dilerim Rabb’imden. Ancak “Çocuk Taziyenamesi”ni yazan üstadımın hatırına ve hatırasına yazdıklarımın, geçen hafta iki yavrusunu cennete gönderen Recai Özkaya ve Nuray kardeşlerime ve diğer mahzun annelere ve babalara teselli olacağı, henüz yavrularıyla birlikte olan kardeşlerime de kendilerine verilenlere hakkıyla hamd etme vesilesi olacağı umudunu taşıyorum. Yazık ki, kalbimin dili bu kadar!

Senai Demirci

 

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Bebeğiniz neler yapabilir? 

Bebeğiniz neler yapabilir?
1 aylık bebek, görebilir, duyabilir, 2 aylık olunca gülmeye, 4 aylık olunca ise cisimleri iki eliyle kavramaya, kendi kendine oynmaya başlar. 6 aylık bebek destekle oturabilir, 9 aylık olunca destekle birkaç adım bile atabilir.
Aşağıdaki gelişim kategorisi çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmenizi sağlasa da, çocuğunuzun bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin. Unutmayın, her çocuk birbirinden farklıdır! Tavır, davranış ve vücut gelişimi çocuktan çocuğa farklılıklar gösterir...

İKİ HAFTALIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Bebek kolları ve bacakları hafif bükülmüş olarak yatar.
Bu dönemde emme, yakalama, arama gibi yeni doğan dönemine ait refleksler (otomatik hareketler) bebeğin tek hareketleri olabilir.
Zaman zaman bakışınızı yakalayıp size bakabilir. Bu durumda ona bakarak, gülümseyerek, başınızı sallayarak yanıt vermeye çalışın.
Bulanık görür. 20-25 cm mesafeyi seçebildiği için onu tutanı çok rahat görebilir.
Henüz başını kaldıramaz, yatarken dönemez ve oturamaz.
Sakin olduğu kısa dönemler olacaktır; bu dönemlerde ona şarkı söyleyin, konuşun, evde gezinin.

BİR AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Görebilir, duyabilir, tat alabilir, acıyı hisseder!
Başını tutabilir, karın üstü yattığında başını sağa-sola çevirebilir.
Emerek kendini sakinleştirebilir.
Agu- ıkınma sesi- kumru sesi-mırıldanma gibi sesler çıkarmayı dener.
Kısa süreli izleyebilir, yakın tutunca dikkatle bakabilir.
Sizi tanıdığını belli edebilir. Sesinizi duyunca sakinleşebilir.
El ve ayaklarının farkına varmaya başlar.

İKİ- ÜÇ AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Başını daha uzun süre dik tutabilir, göğsünden destek alıp kalkmaya çalışabilir.
Ellerini bacaklarını sallamaya, basmaya çalışabilir.
Parmaklarını açabilir, ellerini birleştirip ağzına götürebilir ama henüz elini bütün olarak kullanır.
Gülmeye başlar, tanır. Tek heceli sesler çıkarmaya, cıvıldamalara başlar.
90-180 derece izleyebilir.

DÖRT AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Etrafıyla ilgilenmeye başlar, yatmak değil oturmak ya da dolaştırılmak ister. Biraz destekle 1-2 dakika oturabilir.
Karnının üstüne yattığında elleriyle itip minik push-up’lar yapar, hatta bir tarafa dönebilir.
Uzanıp cisimleri iki eliyle kavrar, biraz inceleyip sonra ağzına götürür. Salyası bollaşır.
Kendi kendine oynayabilir.
Tek heceler 4-5 aylarda çıkmaya başlayabilir, ancak anlamlı değildir.
Çığlık atmayı dener.
Bebeğinizin kişiliği belirginleşmeye başlar. Size tüm yüzü ve vücuduyla yanıt vermesi yakındır.

ALTI AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Artık herşeyi görüp izleyebilir.
Destekle oturabilir. Eğer ek gıdalara geçtiyseniz kaşıkla beslenmeyi bebek otururken yapmalısınız.
Her iki yöne de dönebilir. Yüzükoyun yatarken poposunu havaya kaldırmaya bile çalışabilir.
Bebek 3 boyutu kavrayabilir ve büyüklük ve şekillerine göre cisimleri gruplandırabilir.
Aynada, arkasında sizi görürse, arkasına bakıp sizi arayabilir.
Bir eliyle kavradığı cismi diğer eline geçirebilir, iki saplı bir bardaktan yardımınızla su içebilir.
Cisimleri birbirine vurur, ellerini birleştirir, oyuncağını tek eliyle tutabilir.
Sesli güler, çığlıklar atar.
Bebeğiniz artık eğlenmeye başlar. Sizinle saklambaç oynayabilir.
Yabancıları ayırmaya başlayabilir.
Emme, baloncuklar çıkarma, yalama; konuşma öncesi hareketlerdir.

DOKUZ AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Bebekler ayağa kalkmak için kendilerini çekmeye başlarlar.
Ses çıkarmak için bir şeyleri birbirine vurmaya bayılırlar. ‘Baba’, ‘mama’ gibi sesler çıkarmaya başlarlar.
Bebeğiniz bu dönemde eşyaları, kaplara koyup çıkarabilir.
Bazı 9 aylıklar, destekle birkaç adım bile atabilir. Bebeğiniz ayrıca, dizlerini kırarak eğilmeyi ve ayakta durduktan sonra tekrar oturabilmeyi öğrenir.
Bu yaştaki bir bebek, hareket etmenin verdiği özgürlük duygusu ile emekleyerek veya iki ayak üzerinde, hareket etmek, ulaşmaması gereken şeyleri almak ister.
Bu yaşta, belki de merdivenleri emekleyerek çıkabilir ve eşyalara tutunarak hareket edebilir.
9-10 aylık olunca bebekler bir şekilde oda içinde sürünerek, emekleyerek, eşyalara tutunup sıralayarak dolaşmaya başlarlar.
Bir oyuncağını uzaklaştırırsanız, gittikçe daha çok kendine güvenen bebeğiniz buna karşı çıkacaktır. Aslında artık kendi istek ve ihtiyaçlarını belirtmeyi öğrenmeye başlıyor.
Problem çözme yeteneği gelişir ve şimdi şeffaf bir kabın içinde gördüğü oyuncağı almak için direkt uğraşmak yerine kapağını açmayı dener.

Dil gelişimi:
Kelimeleri kullanmasa da, onları anlar. ?ba?, ?ma? gibi heceleri tekrarlayarak gerçek kelimeleri taklit etmeye uğraşır. (Sakın çok heyecanlanmayın, henüz konuşamıyor, ancak heceleri tekrarlıyor.)
Kelimelerinizden çok, tonlamanızdan anlam çıkarır.
Onunla ne kadar çok konuşursanız-yemek hazırlarken, araba kullanırken, üzerini giydirirken- o kadar çabuk iletişim yeteneklerini geliştirir.
Bir çalışmada, çocukların bir gün içinde ne kadar çok kelime duyarsa, o kadar zeki olduklarını gösterilmiş. (Tabiki televizyondan veya arka plandaki sohbetlerden duyulan kelimeler değil; bebeğinizin anlamasına yardım etmek için konuşmalar interaktif olmalı.)

BİR YAŞINDA BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?
Kendi başına ilk adımlarını bu yaşta atabilir. (Aslında bunu, bundan sonraki birkaç hafta veya ay yapamayabilir, yani eğer bu ay yürüyemezse üzülmeyin).
Çoğu çocuk bu ilk adımları parmak ucunda, ayakları dışa dönük olarak yapar.
Kaşık kullanarak, her ne kadar ağzını ıskalasa da kendini beslemeye başlayabilir.
‘Mama’ ve ‘baba’ dışında birkaç kelime daha bilebilir.
Uyduruk bir dille konuşabilir.
Her şeyi itmenin, fırlatmanın ve yere çarpmanın çok eğlenceli olduğunu düşünür.
Oyuncağını size verir, geri alır.
Blokları bir kaba doldurur, boşaltır. Bu kaplar ve tavalar için de geçerlidir.
Küçük olanları, büyük olanların içine koyar, ayrıca onları birbirine çarparak korkunç gürültüler çıkarır.

ONBEŞİNCİ AYDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
Artık yürüyor hatta koşmaya çalışıyor olabilir. Eğilip yerden bir cismi rahatça alır.
Parmağıyla işaret eder, vücut kısımlarını bilebilir. Çizgi çizebilir.
Üst üste 2 küp koyabilir.
Çocuğunuz yeni şeyleri kurcalamaktan, araştırmaktan zevk alır.
Yeri süpürmek, silmek, çamaşır yıkamak gibi aktiviteleri taklit edecektir.
En az 1 anlamlı kelime söyler.

ONSEKİZ AYLIK ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
Koşabilir, topa vurabilir.
İki basamaklı bir komutu yerine getirebilir. Hafızası gelişmeye başlar.
Vücut kısımlarını bilir.
5-10 kelimesi olabilir.
İsteklerini belirtebilir.
3-4 küple kule yapabilir. Anahtarları, düğmeleri çevirebilir.
Saçını tutmak, sallanmak, parmak emmek gibi kendini rahatlatıcı bazı alışkanlıkları oluşabilir.

İKİ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
İki yaşında fiziksel gelişim
Sürekli hareket halindedir.
Kolay yorulur Koşar ve tırmanır.
Tek başına merdiven iner ve çıkar.
Ayak ucuna basarak yürümeyi becerebilir.
3-5 küpü üst üste koyar.
Rastgele çizgiler çizerken artık kontrollü yazmaya başlar.
Büyük butonları açıp kapatabilir
Tuvalet ihtiyacında daha bağımsızdır. (Hala biraz yardıma ihtiyacı olabilir.)
Gece uykuya yatırmak zorlaşabilir.

İki yaşında sosyal gelişim:
Oldukça gerçekçi taklitler yapar.
Kardeşleriyle daha fazla ilgilenir.
Cinsiyetini bilir.
Hayali bir oyun arkadaşı yaratabilir.
Diğer çocuklarla birlikte olmak ister ama onlarla oyun oynamaz.
Paylaşmayı sevmez.
Her şeyi ‘benim’ diye sahiplenir.
Diğer çocukları tırmalayabilir, ısırabilir, vurabilir veya itebilir.

İki yaşında duygusal gelişim:
Kolay sinirlenir ve çok sabırsızdır.
Bağırıp çağırır, yumruklar atar.
Kendi istediklerini yapmak ister.
Günlük düzen bozulunca sinirlenir.

İki yaşında zihinsel gelişim:
Konuşmaya ilgisi artmıştır.
Çocuk dili kullanır.
3-5 kelimeli cümleler kurar.
Konuşabildiğinden daha fazla sayıda kelimenin anlamını bilir.
Kendi işini kendi yapar.
İkna etmek giderek zorlaşır.
Alternatifler arasında seçim yapamaz.

ÜÇ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
Üç yaşında fiziksel gelişim
Kendi kendine yardımsız yemek yer.
Zıplar, koşar, parmak ucuna basarak yürür.
Üç tekerlekli bisiklet sürer.
Merdiven inip çıkar.
Kendi soyunabilir, ancak giyinmek için yardıma ihtiyacı vardır.
Büyük butonları açıp kapayabilir.
Pastel boyaları daha iyi kullanır.
Süt dişleri düşebilir.

Üç yaşında sosyal gelişim:
Anne, babasını idolleştirir.
Telefona cevap verir.
Büyüklerden onay almak ister.
Sınırlamaları sürekli test eder.
Sıklıkla yalnız oynamayı tercih eder.
Hayali bir oyun arkadaşı olabilir.
Diğer çocuklarla oyunlar kurar.
Oyunda sırasını bilir.

Üç yaşında duygusal gelişim:
Daha sakin ve uyumludur.
Bazen ağlama ve tutturmaları olabilir.
Yabancı olduğu nesne ve faaliyetlerden korkabilir.
Bazen bebek gibi davranabilir.
Rüyaları hakkında konuşmaya başlayabilir.

Üç yaşında zihinsel gelişim:
Yaşını, adını, soyadını, oturduğu semti bilir.
Yaklaşık 1.000 kelime bilir.
Bazı gramer prensiplerini kavrar.
Bazı hikayeleri tekrar tekrar dinlemekten hoşlanır, öğrenebilir.
Temel renkleri tanıyabilir.
Bazı çok basit sorumluluk üstlenebilir.
Merak edip sorular sorar.
Dikkat süresi birkaç dakikadan uzun değildir.

DÖRT YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
Dört yaşında fiziksel gelişim:
Sıçrama,koşma,tırmanma yeteneği artar.
Kolay yorulur.
Sakardır.
Bağırmaktan hoşlanır, beklenmedik seslerden korkar.
Kendi kendine tuvalet ihtiyacını karşılar.
Kendi giyinir,soyunur,fermuarını çeker.
Bildiği nesnelerin resmini çizer.

Dört yaşında sosyal gelişim:
20 dakika süreyle televizyon seyreder.
Son karar için ailesine danışır.
Sınırlamaları test eder.
Tepkinizi gözlemek için argo sözler kullanır.
Grup aktivitelerine hazırdır.
Farklı cinsiyet rollerini bilir.
Yetişkinlerin aktivitelerini taklit eder.

Dört yaşında duygusal gelişim:
Zaman zaman bebek gibi davranır.
Yeni korkular gösterebilir.
Şakacı olma eğilimindedir.

Dört yaşında zihinsel gelişim:
Yaklaşık 1.500-2.000kelime bilir;4-5 kelimeli cümleler kurar.
Eğlenceli, abartılı hikayelerden hoşlanır.
Ona kadar sayabilir; bazı şekilleri tanır.
Bazı zaman kavramlarını anlamaya başlar. (dün,bugün,yarın)
Sürekli ‘neden’ diye sorar.
Yardımsız oyuncaklarını toplar.
Basit işlerde yardım etmeyi sever.
Doğru ve yanlış arasındaki farkı anlamaya başlar.
Hayal ile gerçek hayatı ayırma yeteneği gelişir.

BEŞ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
5 yaşında Fiziksel gelişim:
Süt dişleri düşmeye başlayabilir.
Sağ veya sol el tercihi belirginleşir.
Ayrıntılı yapıları kurar.
Kolay yorulur.
Kendi başına banyo yapar, yemek yer, giyinir, tuvalete gider.
Semistructured oyunlara katılmaya başlar.
Hareketli oyunlardan hoşlanır.
Sesli ritim çalgılardan hoşlanır.
Doğum ve üreme hakkında sorular sorar.

Beş yaşında duygusal gelişim:
Duygularını kelimelerle ifade etmeye başlar.
Kolayca utanır and cannot yet laugh at self.
Ölüm hakkında duygular ortaya çıkar.
Aşırı yaramazlıklar yapar.
Bağımsızlıktan hoşlanır.
Ağır başlı ve güvenilirdir.

Beş yaşında sosyal gelişim:
Kurallara daha fazla uyumludur.
Bazen ispiyon (tattle), kötü söz (name-call), vurma, itme gibi davranışlar gösterebilir.
Farklı cinsiyet rollerini bilir.
Basit grup ödevlerine uyum gösterir.
Büyükleri sevindirmekten hoşlanır.
Takes turns during playing and speaking.
Diğer çocuklarla daha rahattır.
Aile aktivitelerine çok ilgilidir.

Beş yaşında zihinsel gelişim:
Harf ve kelime farkını anlamaya başlar.
Oyunları daha fazla süreyle devam ettirir.
Has developed an overall image of self.
Gerçekleri ister.
Temel renkleri bilir.
Sağ ve sol kavramını anlar.
2.000-2.500 kelime bilir.
Kolay ev işlerine yardım edebilir.
Adres ve telefon numarası öğrenebilir.
10’a kadar sayabilir.
Karşıtlık kavramını anlamaya başlar.
6-8 kelimeli cümleler kurabilir.
Paraları ayırt eder.
Sabah, öğleden sonra, akşam, dün, bugün, yarın gibi kavramları anlar.
Gerçek hayat ile hayal ürünü arasındaki farkı daha iyi ayırt eder.
Tek düşüncenin kendisininki olduğuna inanır.

ALTI YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
Altı yaşında fiziksel gelişim:
Oyunlarda aktif rol almayı sever.
Bazı motor kabiliyetleri gelişmektedir.
Banyo yapmak istemeyebilir.
Mum boyayla iyi boyar ancak yazı yazma ve kesmede zorlanabilir.

Altı yaşında duygusal gelişim:
Ruh hali oynaktır.
Eleştirilmekten hoşlanmaz.
Yanlış yapmaktan çekinir.

Altı yaşında sosyal gelişim:
Oyun oynarken kurallar koyar.
Arkadaşlarını değerlendirebilir.
Yaşıtlarıyla ortak oyunlar kurar.
Özgürlüğüne düşkündür.

Altı yaşında zihinsel gelişim:
Basit ev işlerini yüklenebilir.
100’e kadar sayabilir.
Şekil, zaman, renk, sayı gibi kavramları daha iyi anlar.
Kaza ve maksatlı davranışları artık algılayabilir.
Dikkat süresi 15 dakikayı geçmez.
Fikir farklılıklarının olabileceğini anlar.

SEKİZ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?
Sekiz yaşında fiziksel gelişim:
Yazı ve çizgisi ince motor yeteneğinin artmasıyla hızla ilerleyecektir.
Dış görünümü ve davranışları konusunda rahattır.
Kilosu ve boyuyla ilgilenir.
Sonsuz enerjisi vardır.

Sekiz yaşında sosyal gelişim :
Tartışır, bazen üstünlük taslar.
Aynı zamanda sevgi dolu ve tepkilidir.
Başkalarının fikirlerine yorumlar getirir.
Arkadaşları arasında gruplaşmalar başlar.
Sır saklar.
Karşı cinse biraz hırçındır.

Sekiz yaşında zihinsel gelişim :
İdealistir.
Çeşitli projeler geliştirir; koleksiyon yapar.
Verilen işi bitirmekten gurur duyar.

Sekiz yaşında ruhsal gelişim :
Hemen utanır.
Korku, kızgınlık, üzüntü gibi duyguların paylaşıldığını hisseder.
Umudu kolay kırılır.

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Oyun ve çocuk ilişkisi 

Oyun ve çocuk ilişkisi

Bebek ve çocukların gelişimleri sırasında olgunlaşma ve sosyal boyutun erken gelişmesinde oyunun önemi belirgindir.
Ayrıca içinde yaşanılan kültürün önemli etkilerinden olan araştırma duygusunun ve kurallara uymanın öğrenildiği ve geliştirildiği yer de oyunlardır. Oyunlar önce bebeğin kendi bedensel duyumlarının araştırılması şeklinde çok küçük bir alanda başlamakta, sonra yakın çevresi içinde sürmekte ve daha sonrada büyük sosyal ortamlarda gerçekleştirilmektedir.
Bebek, çocuk, ergen ya da yetişkin bir kişinin neden oyun oynadığı sorusunun birçok cevabı vardır. Bunlardan birincisi, içten gelen enerjinin boşaltılması için oyun oynanmaktadır. İkincisi, türe özgü davranışların çok uzun bir süredir aktarılmasına ve sürdürülmesine yardım etmektedir. Bu görüşe örnek olarak, kedi yavrusunun fare yakalamadan önce bir şeylerle oynaması ya da kız çocukların bebeklerle oynayarak annelik alıştırması yapmasını verebiliriz. Üçüncü cevaba göre oyun, gelecekteki becerilerin geliştirildiği bir alan olarak görülebilir.

Oyunlar çeşitli şekilde gruplandırılabilir
1) Alıştırma oyunları: Bu oyunlar çocukların gelişiminde duyusal motor dönem olarak isimlendirilen doğumdan yaklaşık iki yaşına kadar olan bölüme uyar. Bu dönemde bebekler yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştır ve zihinsel gelişimde ise çevreden beş duyusu ile aldığı uyaranları birleştirip, sınıflandırmaya çalışmaktadır. Bebek çıngırağının rengini ve sesini alır ve sınıflandırır.

2) Simgesel oyunlar: Bu gelişim döneminde 2 yaş ile 7 ve 8 yaşları arasındaki dönemi içerir. Bu oyunların içeriği alıştırmalardan, simgeler ve varsayım boyutuna kadar değişmektedir. Çocuk kendi gerçeklerini hareketlerle yaşatmaktadır. Bunun en belirgin örneği sanki varmış gibi oyunlardır. Çocuğun bir köşede oynadığı evcilik oyunu, bir odun ya da plastik çubuk ile oluşturulan atı sürmesi gibi örnekler bu gruptandır. Burada çocuk düşüncelerini yeterince gelişmemiş dili ile anlatamadığından bunları simgesel oyun anlatmaktadır. Ayrıca bu anlatım yoluyla zihinsel simge ve uygulamalar yinelenerek özümsenmektedir. Evcilik oyunu ile hem duygu ve düşünceler aktarılmakta, hem de annelik özdeşimi sindirilmektedir.

3) Kurallı oyunlar: Bu dönemde çocuk ilk olarak kendinden büyüklerin oyunlarını taklit etmeye başlar. Bu
oyunlar 7–8 yaşlarından sonra kurulmaya başlar ve çocuğu sosyalleşmeye yönlendirir. İlk iki oyun yaş ilerledikçe azalmakta ve yerini kurallı oyunlara bırakmaktadır. Bu değişme çocuğun ilişkilerini ve sosyalleşmesini yansıtmaktadır.
Altı aylıktan küçük bir çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır. Bu dönemde görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli oyuncaklar onun dikkatini çeker ve neşelendirir. Yatağın üzerine asılabilen, sallanınca ses çıkaran renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiği her şeyi yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa kalkabildiğinde eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk aldığından, zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli toplar, içiçe geçebilen kutular bu dönemin oyuncaklarıdır.
Artık evin içinde rahatça dolaşabilen çocuk, üstüne binip oturabileceği büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçer.
İki yaşında bütünü parçalara ayırmak, kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini çeken diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. Sonraki dönemlerde anne babasını taklit etmeye başlayan çocuk için minyatür marangoz ya da mutfak setleri gözde oyuncaklardır. Oda takımları, kova-kürek gibi oyuncaklar da ilgi çekicidir.
Üç yaşından sonra üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncak iken, yeteneklerini keşfetmeye başlayan çocuk tahta blokları ile büyük parçalardan oluşan plastik parçalarla çeşitli şekiller oluşturmaktan büyük zevk alır. Kum, oyun hamuru gibi şekil verebileceği, el becerisini geliştirmek yanında hayallerini gerçekleştirebileceği oyuncaklar bu dönemden sonra en sık oynanan oyuncaklardır.
3–5 yaşları arasında fantazi ve keşfetmeye (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri), dil gelişimine (renkli tuşları olan piyano, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar gibi) ve aritmetiğe hazırlamaya (resim ve sayı eşleme oyunları; domino, kızma birader ve sayı kartları) yönelik oyuncaklar.
6–8 yaşları arasında toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek, dama, minyatür arabalar), bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve tasarımcı anlatım oyuncakları (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar),
9–11 yaşları arasında sorun çözme yetenekleri (karmaşık masa üstü oyunları ve video oyunları), ince-ayrıntılı hareket becerileri (küçük parçalı, karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı) ve stratejik yeteneklere yönelik oyun ve oyuncaklar (sözcük türetme, monopol, tenis, ping-pong ve atari gibi),
12 yaşın üzerinde de soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop yada teleskop, kimya yada elektronik setleri gibi) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklete binme ve kamplar gibi) oyun ve oyuncaklar önerilmektedir.Oyun bir eğlencedir, ancak sadece bir eğlence, bir zaman kaybı olmadığı gibi saçmalık da değildir. Oyun ekonomik ve sosyal durumu ne olursa olsun her çocuk için temel bir haktır.

http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Müslüman kadın, duygusal bir kişilik göstermez 

Müslüman kadın, duygusal bir kişilik göstermez


Duygusallık, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda olumsuz bir tavır olarak algılanmaz.
Hatta duygusallığın aslında her insanın karakterinde az çok olması gereken önemli bir özellik olduğuna inanılır. Bu düşünceye göre duygusallığın neden olduğu tavırlar, yaşanması gereken insani duygulardır. Bu nedenle duygusallıktan kaynaklanan ?alınma, yakınma, darılma, ağlama, içine kapanma, durgunluk, kıskançlık, kızgınlık? gibi tavır bozukluklarının, ?insanın içinden gelen duygular? olduğunu öne sürerek olabildiğince teşvik ederler. Oysa bu düşünce tümüyle yanlıştır. Özellikle de cahiliye toplumlarında yaşanan kadın karakterinde görülen duygusallık, insanın zayıf bir kişilik göstermesine neden olur. Kişi olaylar karşısında duygularının kendisini yönlendirdiği şekilde hareket ettiği için akılcılıktan büyük ölçüde uzaklaşır. Mantıklı ve doğru düşünemeyecek, isabetli çıkarımlar yapamayacak hale gelir. Müslüman kadın, tüm hayatını ve kişiliğini Kur?an?a göre belirlemesi sebebiyle, nefsin bu özelliği ve ona karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiği konusunda en doğru bilgilere sahiptir. Duygusallığın, insanın aklını perdelediğini, doğru düşünebilmesini, gerçekleri olduğu gibi görebilmesini engellediğini, insanı zayıf, dirençsiz ve güçsüz hale getirdiğini bilir. Ayrıca cahiliye ahlakının getirdiği kadın karakteriyle özdeşleşen duygulanmak, üzüntüye kapılmak, ağlamak, söylenmek, öfkelenmek, kıskançlığa kapılmak, içine kapanmak gibi tavırların, iman sahibi bir insanın karakteriyle bağdaşmayacak özellikler olduğunun da şuurundadır. Çünkü tüm bu tavırlar, Allah?ın beğenmediği ve sakınılması gereken davranışlardır. Bu olumsuz tavırların her biri, insanın temeldeki bazı inanç bozukluklarından ve birtakım gerçeklerin yeteri kadar şuuruna varamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylıkla hüzne kapılan, ağlayan, öfkesine yenik düşen, kıskançlığa kapılan, durgunlaşıp sessizleşen, içlerine kapanan insanlar, Allah?ın gücünün, her şeyi hayır, hikmet ve adaletle yarattığının, istediği an istediği her şeyi gerçekleştirebileceğinin, insanların dualarına karşılık vereceğinin bilincinde değillerdir. Olaylar karşısındaki tüm üzüntüleri, öfkeleri, kıskançlıkları hep bu bakış açısındaki yanlışlıklardan ve inanç bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Allah?a gönülden bir bağlılık, içten bir teslimiyet, her olayın Allah?ın kontrolünde olduğunu bilerek, her şeyi hayır gözüyle değerlendirmek, insanın duygularına kapılıp olumsuz tavırlarda bulunmasını engeller. Müslüman bir kadın Allah?a olan güçlü sevgisi ve derin Allah korkusu nedeniyle duygusallığın neden olduğu tüm tavır bozukluklarından titizlikle sakınır. Müslüman kadın, Allah?ın ?Ve onlar: ?Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl? diyenlerdir? (Furkan Sûresi, 74) ayetiyle bildirdiği şekilde, tüm tavırlarıyla, kişiliğiyle, yüksek ahlakıyla insanlara örnek olmayı hedefleyen bir insandır. Bu da ona hiçbir olay karşısında yıkılmayan güçlü bir kişilik kazandırır. Mü?min kadınlar, özellikle kadın ahlakında yaygın olarak görülen bu tavırdan sakınıp güçlü bir kişilik sergilemenin, bu karakteri benimseyen kadınlar için güzel bir örnek olacağını bilir, bu şuur ve sorumluluk bilinciyle hareket ederler. Allah?ın ?... Kim nefsinin ?cimri ve bencil tutkularından? korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır? (Haşr Sûresi, 9) ayetiyle bildirdiği gibi, nefislerini kötülüklerden arındırdıkları için dünyada ve ahirette nimete, huzura kavuşur ve mutluluğu en güzel şekilde yaşarlar. Duygusallığın insanlara yaşattığı tüm sıkıntılardan, üzüntülerden uzak kalmış olurlar.

Canan Kütahnecioğlu

http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Cihad ve Namaz 

cİhad  meydanIndan yeni dönmüşler..   hepsI  yaralI  ve bItkIn...   ayakta duracak hallerI yok...    ama  namazlarInI  kIlmaya çalIsIyorlar...    hemde  her seye rağmen...  

kardeslerimiz, canlarImIz onlar....!

      onlarınkI de namaz, bIzIm kI de....    hangISI  kabule en layIk...!?     onlara dua edelIm hIç olmazsa ve SAVAŞTIKLARI ÜLKELERİN MALLARINI  boykot  EDELİM ...!

 İndİrİn ve İzleyin lütfen! tüyleriniz diken diken olacak..    o  ihlas,  takva  AZIM  ...     EMIN OLUN  sizi de saracak !


  
  Rüku'ya eğilemiyor...      Dizleri üzerinde ancak kılabiliyor....!


Cihad'dan yeni dönmüş...Eller hala yara-bere içinde ...!

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Esmaul Hüsna 


 

  • Allah: Her ismin vasfini ihtiva eden öz adi.
  • Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkata
    merhamet eden, sefkat gösteren, ihsân eden.
  • Er-Rahîm: Âhirette, müminlere aciyan.
  • El-Melik: Yaratici, kâinatin sahibi.
  • El-Kuddûs: Her noksanliktan uzak .
  • Es-Selam: Her tehlikeden selâmete çikaran.
  • El-Mümin: Imân nûrunu veren.
  • El-Müheymin: Her seyi görüp gözeten.
  • El-Aziz: Mutlak gâlip, karsi gelinemez.
  • El-Cebbâr: Diledigini yapan ve yaptiran.
  • El-Mütekebbir: Büyüklükte esi yok.
  • El-Halik: yaratan, yoktan var eden.
  • El-Bari: her seyi kusûrsuz yaratan.
  • El-Musavvir: Varliklara sûret eden.
    Onlari birbirinden ayiran özellikte yaratan.
  • El-Gaffar: Günâhlari magfiret eden.
  • El-Kahhâr: Her istedigini yapacak güçte.
  • El-Vehhâb: Karsiliksiz ni'met veren.
  • Er-Razzâk: Her varligin rizkini veren.
  • El-Fettâh: Her türlü sikintilari gideren.
  • El-Alim: Gizli açik, geçmis, gelecek her seyi,
    ezeli ve ebedi ilmi ile çok iyi bilen.
  • El-Kâbid: Riziklari daraltan, ruhlari alan.
  • El-Basit: Riziklari genisleten, ruhlari veren.
  • El-Hafid: Kafir ve facirleri alçaltan.
  • Er-Rafi: Seref verip yükselten.
  • El-Mu'iz: Diledigini aziz eden.
  • El-Müzil: Diledigini zillete düsüren.
  • Es-Semi: Mükemmel isiten.
  • El-Basir: Gizli açik, her seyi iyi gören.
  • El-Hakem: Mutlak hakim, hakki batildan ayiran.
  • El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.
  • El-Latif: Lütfeden, her seye vakif.
  • El-Habir: Her seyden haberdar.
  • El-Halim: Cezada acele etmeyen, hilm sahibi.
  • El-Azim: Büyüklükte benzeri yok.
  • El-Gafûr: Affi, magfireti bol.
  • Es-Sekûr: Az amele, çok sevap veren.
  • El-Alî: Yüceler yücesi.
  • El-Kebir: Büyüklükte benzeri yok.
  • El-Hafîz: her seyi koruyucu olan.
  • El-Mukit: Her çesit rizki yaratan.
  • El-Hasib: Kullarin hesabini en iyi gören.
  • El-Celil: Celal ve azamet sahibi.
  • El-Kerim: Keremi bol, karsiliksiz veren.
  • Er-Rakîb: Her varligi her an gözeten.
  • El-Mucib: Dualari kabul eden.
  • El-Vasi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her
    seyi ihata eden.
  • El-Hakim: Her seyi hikmetle yaratan
  • El-Vedûd: Igligi seven, iglik edene ihsan eden.
    Sevgiye layik olan.
  • El-Mecid: Zati serefli, ni'meti, ihsani sonsuz.
  • El-Ba'is: Peygamber gönderen, mesherde
    ölüleri dirilten.
  • El-Sehid: Her an her yerde hazir ve nazir.
  • El-Hak: Varligi degismeden duran. Var olan,
    hakki ortaya çikaran.
  • El-Vekîl: Kullarin islerini bitiren.
  • El-Kavi: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.
  • El-Metîn: Kuvvet ve kudret benbai.
  • El-Velî: Müminleri seven, yardim eden.
  • El-Hamîd: Hamd ve senâya lâyik.
  • El-Muhsî: Varliklarin sayisini bilen.
  • El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.
  • El-Mu'îd: Yarattiklarini yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.
  • El-Muhyî: Mahluklara can veren.
  • El-Mümît: Her canliya ölümü tattiran.
  • El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri.
  • El-Kayyûm: Zati ile kâim, Mahlûklari varlikta durduran.
  • El-Vâcid: Hiçbir sey kendine gizli degil.
  • El-Mâcid: Keremi, ihsâni bol olan.
  • El-Vâhid: Zât, sifat ve fiillerinde benzeri ve ortagi olmayan, tek olan.
  • Es-Samed: Hiçbir seye ihtiyaci olmayan, herkesin muhtaç oldugu merci.
  • El-Kâdir: Kudret sahibi, diledigini yapan.
  • El-Muktedir: Diledigi gibi tasarruf eden, her seyi kolayca yaratan, kudret sahibi.
  • El-Mukaddim: Serefte birini öne alan.
  • El-Muahhir: Dilediklerini tehir eden.
  • El-Evvel: Ezelî, varliginin baslangici yok.
  • El-Âhir: Ebedî, varliginin sonu yok.
  • Ez-Zâhir: Yarattiklari ile varligi açik.
  • El-Bâtin: Aklin tasavvurundan örtülü.
  • El-Valî: Bütün kâinati idare eden.
  • El-Müteâlî: Son derece yüce.
  • El-Ber: Iyilik ve ihsâni bol.
  • Et-Tevvâb: Tevbeleri kabûl eden.
  • El-Müntekim: Âsilere cezâ veren.
  • El-Afüvv: Affi çok, günahlari yok eden.
  • Er-Raûf: Çok merhamet eden, sefkatli.
  • Mâlik-ül Mülk: Mülkünde hâkim.
  • Zül-Celâli vel Ikrâm: Celâl, azamet, seref, kemâl ve ikrâm sahibi.
  • El-Muksit: Mazlûmlarin hakkini alici.
  • El-Câmi: Iki ziddi bir arada bulunduran.
  • El-Ganî: Ihtiyâçsiz. Her sey Ona muhtaç.
  • El-Mugnî: Ihtiyaç gören, fazliyla doyuran.
  • El-Mâni: Dilemediklerine mani olan.
  • Ed-Dâr: Elem, zarar verenleri yaratan.
  • En-Nâfî: Menfaat veren seyleri yaratan.
  • En-Nûr: Zati açik ve âlemleri nûrlandiran.
  • El-Hâdî: Hidâyet veren.
  • El-Bedî: Misâlsiz, örneksiz yaratan.
  • El-Bâkî: Varligi ebedî olan.
  • El-Vâris: her seyin asil sahibi olan.
  • Er-Resîd: Irsâda muhtaç olmayan.
  • Es-Sabûr: Cezâ vermede, acele etmez.

 

 

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

PEYGAMBERIMIZIN SEFAATINA DAIR 


Hz. Abbas (r.a.)'den rivayet edilen Hadis-i serifte, peygamberimiz (s.a.s.) efendimiz soyle buyurmustur:
- Kiyamet gunu kabri uzerindeki toprak ilk acilarak, mahser yerine cikacaklarin ilki benim. Ama bununla iftihar etmiyorum. Adem ogullarinin efendisi benim, Fakat bunu iftihar icin soylemiyorum. Kiyamet gununde yegane sefaat edecek benim, lakin bununla iftihar etmiyorum. Kiyamet gununde LIVAU'L HAMD sancagi, basimin uzerinde acilacak ve butun peygamberler sancagimin altinda toplanacaktir, bunu da iftihar icin soylemiyorum. Ummetim ummetlerin en hayirlisidir, fakat bunu da iftihar icin soylemiyorum.
Ummetim,gecmis ummetlerden once hesaba cekilen ilk ummet olacaktir. Sanki ben, butun ummetlerle birlikte, ummetimin mezarlarindan kalkarken: LA ILAHE ILLAH MUHAMMEDUN RASULULLAH. “Bugun Allah'in vaad ettigi gundur.” Baslarindan ve yuzlerinden topraklari silkeleyecekelerin hallerini gorur gibiyim.”
Abdullah bin Abbas (r.a.), mahser ahalisinin basindan gececek halleri soyle anlatmistir:
- Suphesiz, kiyamet gununde kabrinden kalkacak ilk insan Hz. Muhammed (s.a.v.) olacaktir.
- Cebrail (a.s.) Burak ile beraber Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'in kabri serifinin yanina gelir. Israfil (a.s.) LIVAU'L HAMD Sancagi ve serifini ve (keramet) tacini getirir. Azrail (a.s.) da cennet elbiselerinden iki kat elbise getirir. Sonra Cebrail (a.s.) yeryuzune hitaben;
“- Ey dunya! Ahir zaman peygamberi Muhammed'in kabri serif-i nerede ?” diye nida eder.
Bunun uzerine yeryuzu;
“- Ya Cebrail, Rabbim beni paramparca etti. Duvarlarim, alametlerim yok oldu gitti. Artik Hz. Muhammed ( s.a.v.)'in kabri nerede oldugunu bilmiyorum” der.
O sirada peygamber (s.a.v.)'in kabri uzerinden, semaya dogru direk gibi bir nur'un yukselmekte oldugu gorulur.
Bunun uzerine dort buyuk melek gelerek, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in kabri seriflerinin basinda dururlar.
Sonra Israfil (a.s.);
“- Ey Temiz Ruh, tertemiz cesedine don.” Diyerek seslenir.
Bunun uzerine kabri serifinin uzerindeki topraklar catlar. Sonra ikinci defa nida eder. Bu sefer kabri serifin topragi ikiye ayrilir. Daha sonra ucuncu defa nida edince, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz , kabri seriflerinden kalkarak, mubarek sac ve sakalindan topraklari silkelemeye baslar.
Sonra Allah'in Rasulu, bir sag tarafina, bir sol tarafina bakinir. Sehir, koy, kasaba gibi ma'mur hicbirsey goremez. Bunun uzerine Allah'in Yuce peygamberi aglamaya ve goz yaslari mubarek yanaklari uzerine dokulmeye baslar.
Sonra Cebrail (a.s.);
“- Ya Muhammed, haydi kalk, bugun kiyamet gunudur. Bugun hasret ve nedamet gunudur. Bugun Cebbar olan Yuce Alah'in huzuruna cikma ve hesap verme gunudur ” der.

Sayfa: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20

Hazirlayan: © Nurseda.Net Tüm Haklari Saklidir.
Gönderen: SAHADETUL-ULYA

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Peygamberimizin Hanımları ve Evliliklerindeki Hikmetler 



Peygamberimizin Hanımları ve Evliliklerindeki Hikmetler

Önsöz  


Kaynak: Yrd. Dr. Muhittin Akgül, Yeniümit Dergisi' nden alinmistir. 
Modülü Hazirlayan Emri-Maruf   © www.emrimaruf.net

Nur-i Muhammed (s.a.v) - Vefati 

Nur-i Muhammed (s.a.v)

Vefati

Hicretin onuncu yilinda Rasülullah (s.a.), yüz binden daha fazla müslümanla birlikte Medine'den hacc için hareket etti. Bu hacc esnasinda Arafat dagi yaninda, Islâm'in anayasasi kabul edilen veciz ve ölümsüz hutbesini iradetti. Bu hutbesinde, Islâm'in temel ilke ve kaidelerini beyan ederek, insanlar arasinda fark gözetmeyen bir esitlik ilan etti. Söyle diyordu:

"Ey nas! Biliniz ki Rabbiniz birdir, babaniz birdir. Hepiniz Adem'densiniz. Adem de topraktandir. Allah yaninda en üstününüz, O'ndan en çok korkaninizdir. Arab'in, Arab olmayana üstünlügü yoktur; üstünlük ancak takva iledir."

Kur'ân-i Kerim'in nüzûlü de Maide sûresinin 3. ayetindeki, "Bugün size, dininizi kemale erdirdim, size olan nimetimi tamamladim ve size din olarak Islâm'i seçtim." kavl'i serifinin nazil olmasiyla tamamlanmisti.

Veda Hacc'inin üzerinden henüz üç ay geçmemisti ki, Rasülullah (s.a.) atesli bir hummaya yakalandi. Onun hastaliginin siddetlendigini gören Ensar, Mescidi Nebî'de toplanmislardi. Fadl b. Abbas ve Ali b. Ebi Talib, bu durumu Peygamber Efendimize ulastirdilar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Ali, Abbas ve Fadl'a dayanarak Ensarin huzuruna çikti. Basi sariliydi. Minber'in alt basamaginda oturdu, Allah'a hamd ve senadan sonra söyle hitap etti; "Ey nas! Duydum ki, siz peygamberinizin ölmesinden korkuyormussunuz. Allah'in benden önce gönderdigi peygamberlerden ebedî yasayan biri var mi ki, ben sizin içinizde ebedî kalayim? Bilesiniz ki, elbette ben Rabbime kavusacagim, siz de bana ulasacaksiniz. Size, ilk muhacirlere hayirli davranmanizi vasiyet ederim. Bütün muhacirler de birbirlerine karsi hayirli olsunlar. Allahu Teâlâ söyle buyurur; "Asra (yani peygamberlik çagina, yahut bütün zamana veya ikindi namazina) andolsun ki, insan ziyan içindedir. Ancak inanip iyi isler yapanlar, birbirlerine hakki tavsiye edenler ve birbirlerine sabri tavsiye edenler baska" (onlar ziyandan kurtulmuslardir.) Her is, Allah'in izniyle, iradesiyle cereyan eder. Siz olacak seylerin sirasini degistiremezsiniz, Allahu Teâla sizden birinizin acelesiyle, acele davranmaz. Allah'in iznine, iradesine galebe etmege çalisanlar, en sonu maglub olurlar. Allah'i aldatmak isteyenler de muhakkak aldanirlar. Nitekim o, söyle buyurur: "Demek is basina gelecek olursaniz, yeryüzünde bozgunculuk çikaracak ve akrabalik baglarini koparacaksiniz. "

"Ey nâs! Size Ensar halkina da hayirli olmanizi vasiyet ederim, çünkü onlar sizden önce iman yurdunu hazirlamislardir. Onlara iyi muamele ediniz. Onlar sizi kendi mahsullerine ortak etmediler mi? Evlerini sizinle paylasmadilar, sizi vaktiyle evlerinde agirlamadilar mi? Kendileri ihtiyaç içinde olduklari halde, her hususta sizi nefislerine tercih etmediler mi? O halde (ey muhacirler!) sizden biriniz iki adam arasinda hakemlik yapmak görevine getirilirse Ensarin iyilik edenlerine teveccüh ve ikram etsin, fenalik yapanlarin kusurlarindan da vazgeçsin. Biliniz ki, kendinizi onlara tercih edemezsiniz. Biliniz ki, ben size karsi çok merhametliyim, yine biliniz ki, ben Rabbime kavusacagim, sizler de bana kavusacaksiniz. Bulusacagimiz yer, Kevser havuzunun kenaridir. Benimle havuz kenarinda bulusmak isteyenler dillerini gerekli olan seylerin disindaki bos seylerden çeksinler."

Rasülullah (s.a.), 13 Rebiülevvel h. 11 (8 Haziran 632) pazartesi günü ruhunu teslim etti. Risaleti tebligi etmis, kendisine verilen emaneti en mükemmel bir sekilde yerine getirmis olarak ömrünün 63'ünde Rabbimizin rahmetine kavustu.

Rasülullah'in vefat haberi, müslümanlar üzerinde müthis bir tesir icra etti, öyle ki büyük bir saskinliga düserek peygamberlerin de, diger insanlar gibi öleceklerini bildiren ayetleri bile unuttular. Kilicini çekip dikilen Ömer b. Hattâb, Rasülullah'in öldügünü söyleyenleri ölümle tehdit ediyor ve söyle diyordu: "Münafiklardan bir adam, Rasülullah'in vefat ettigini zannetmistir. Hayir vallahi! O ölmedi, lakin Musa'nin gittigi gibi, dönmek üzere Rabbine gitti. Vallahi Rasülullah dönecek ve öldügünü söyleyenlerin ellerini kesecektir."

Rasülullah'in vefatini duyan Hz. Ebubekir, Mescid'in önüne geldiginde Ömer hâlâ, halka bir seyler söylüyordu. O, bunlara aldirmaksizin dogruca Rasülullah'in bulundugu odaya girdi. Üzerindeki örtüyü kaldirarak söyle dedi: "Babam ve anam yoluna feda olsun ya Rasülellah! Ölümünde de, diriyken oldugu gibi ne kadar güzel ve temizsin. Senin ölümünle, hiçbir peygamberin ölümüyle kesilmemis olan peygamberlik son bulmustur. Sanin ve serefin o derece büyük, o kadar güzel vasiflara sahibsin ki, tanitilmak ve üzerine aglanmaktan münezzehsin. Ya Rasülellah! Ölümünle insanlara teselli oldun, zira nübüvvet özelliklerinle hususiyet kazanmis olmana ragmen ölüm sana da yetisti. Ölümle o derece umumilestin ki, ölümlü olmakta hepimiz seninle esit olduk. Kendin tercih etmemis olsaydin, ölümün nefislerimize çok zor gelirdi, eger bizi aglamaktan menetmemis olsaydin, senin için gözyaslari döker; hatta göz pinarlarimizi kuruturduk. Ama, yine de göz yasimizi tutmaga gücümüz yetmiyor. Siddetli üzüntü ve kederi üzerimizden atamiyoruz. Allah'im bizden ona selâm ulastir. Ya Muhammed (s.a.)! Rabbinin katinda bizi unutma, hatirinda kalalim. Sekinet ve rahatlik yaratilmamis olsaydi, korku ve üzüntü de yaratilmazdi. Allahim, nebine bizden selâm ulastir, onu aramizda muhafaza et!"

Hz. Ebubekir, daha sonra Rasülullah'in nasinin basindan ayrildi, disari çikarak halka hikmetli ve anlamli hutbesini irad etti. Bu hutbe müslümanlarin aklini basina getirdi ve düstükleri hatayi hemen anladilar. Hz. Ebubekir söyle hitap etmisti: "Sehadet ederim ki, Allah birdir, O'ndan baska ilah yoktur, O'nun hiçbir ortagi yoktur. Yine sehadet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve rasülüdür. Yine sehadet ederim ki, Kitap (Kur'an) nazil oldugu, din mesru kilindigi, Hadîs iradedildigi, söz söylendigi gibi mahfuzdur. Allah, apaçik bir hakikattir," sonra da söyle dedi: Ey nâs! Muhammed'e kulluk eden var idiyse bilsin ki: Muhammed muhakkak ölmüstür; Allah'a tapanlara gelince, süphesiz Allah diridir, ebediyyen bâkidir." Devamla su manadaki ayetleri okudu:

"Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde

geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah'a hiç bir ziyan veremez. Allah, sükredenleri mükafatlandiracaktir.” Ve devam etti: "Allahu Teâlâ isini, size vasiyet etmistir, onda ümitsizlik ve sabirsizliga düsmeyiniz. Süphesiz Allah, sizin yaninizdaki ve kendi yanindaki seyleri Nebisi için seçmistir. Onu, yarligamasina çekip almis, Kitabini ve nebisinin sünnetini sizde birakmistir. Bu ikisine sarilan dogruyu bulur, o ikisinin arasini ayiran sapitir. Ey iman edenler! Allah için hakki ayakta tutan kimseler olunuz. Seytan, Peygamberimizin ölümü sebebiyle sizi aldatmasin, dininizden saptirmasin. Seytani aciz birakacaginiz seyde, ondan acele davraniniz. Size ulasmasina firsat vermeyiniz."

Malik b. Enes'in söyle dedigi rivayet edilir: "Bana ulastigina göre Rasülullah (s.a.), pazartesi günü vefat etmis,sali günü defnedilmistir. Müslümanlar, cenaze namazini gurublar halinde, imamsiz olarak kilmislardir." Sahabe-i Kiram, Rasülullah'in nereye defnedilecegi hususunda ihtilafa düsmüsler, bazilari dogum yeri olan Mekke'ye, bazilari ashabinin yanina Cennetü'l-Baki' kabristanina bazilari da kendi mescidine gömülmesini teklif etmislerdi. Bu esnada söz alan Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimizin "Hiçbir peygamber, vefat ettigi yerin disinda bir mahalde defnedilmemistir." mealindeki hadisini rivayet ederek, bu ihtilâfin ortadan kalkmasini sagladi.

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Nur-i Muhammed (s.a.v) - Veda Hutbesi 

Nur-i Muhammed (s.a.v)

Veda Hutbesi

Hz. Peygamber'in, hicri 10. yilda yaptigi Veda Hacci'nda sayilari yüz on dört bini bulan haciya hitaben irad ettigi hutbe. Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyecegini bildirip vefatinin yaklastigini ima ettigi, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini dogruladigi için bu hacca Veda Hacci, bu hac esnasinda irad ettigi hutbeye de Veda Hutbesi adi verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imis gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere arafe günü ile bayramin birinci ve ikinci günlerinde parça parça irad edilmistir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Degisik yer ve zamanda irada buyuruldugu için de hutbe, birçok kisi tarafindan birbirinden farh sekillerde rivâyet edilmis; kisinin ya da grubun duydugunu digerleri isitmediginden, hutbenin tamaminin biraya toplanmasinda bu farkli rivâyetlerden yararlanilmis ve daha sonraki yillarda bu üç ayn yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak biraraya getirilmistir.

Rasûlüllah'in bu son haccindan bir yil önce nâzil olan Tevbe sûresinde, müsriklerin pis oldugu ve bu yildan sonra Mescid-i Haram'a yaklasmamalari (et-Tevbe, 9/28) emredildigi için, Veda Hacci'nda Mekke'de sadece Müslümanlar vardi, hutbeyi de yalnizca Müslümanlar dinlemisti. Zaten Mekke'in fethinden sonra müsriklerin sayisi parmakla sayilacak kadar azalmisti. Rasûlüllah, Medine'den kendisiyle birlikte yola çikan yüzbin civarindaki ashâbiyla Mekke'ye haccetmek için geldiklerinde bir yil önceki uyari sebebiyle Mekke'de müsrik kalmamisti; çogunluk Müslüman olurken Mekke'yi terkedenler de vardi. Rasûlüllah, haccin bütün erkâmin bizzat kendisi yaparak Müslümanlara ögretmis, Islâm'in hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmisti. Islâm'in tamamlandigini bildiren bazi âyetler de bu Veda Hacci'nda nâzil oldu.

Cahiliye döneminde disaridan gelen hacilar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureys esrafi diger insanlardan üstün olduklarini belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardi. Rasûlüllah cahiliye döneminin bu sinif üstünlügüne dayali âdetini ortadan kaldirdi ve bütün hacilar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Rasûlüllah'a orada bu dinin tamamlandigi su âyet-i kerimeyle müjdelendi: "Ey Mü'minler, su küfreden müsrikler bugün dininizi söndürmekten ümidlerini kesmislerdir. Artik bundan böyle onlardan korkmayiniz; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve size ihsan ettigim nimetimi tamamladim. Din olarak da size Islâm'i seçtim"(el-Mâide, 5/3). Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnizca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, bunun, Hz. Peygamber'in vefatinin yaklastigina delalet ettigini anlamislar ve gözlerinden yaslar akmisti. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yasamis ve vefat etmistir.

Arafat'ta yüz binin üzerindeki haciya hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacilar tarafindan isitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazilarini görevlendirdi. Rasulüllah'in sözlerini tekrar eden bu kisiler hutbenin bütün hacilar tarafindan duyulmasini sagliyorlardi. Devesi Kusva'nin sirtinda oldugu halde Rasûlüllah su hutbeyi irac etti:

"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha bulusamayacagim. Ey Insanlar bu günleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz nasil mübarek bir sehir ise; canlariniz, mallariniz, irzlariniz da öyle mukaddestir, her türlü saldiridan emindir. Ashabim! Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayin. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da isitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmis olur.

Ey ashabim! Kimin yaninda bir emanet varsa onu sahibine versin. Fa izin her çesidi kaldirilmistir, ayagimiz altindadir. Lakin borcunuzun aslin vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme ugrayiniz. Allah'in emriyle faizcilik artik yasaktir. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayagimin altindadir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmuttalib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir.

Ashabim! Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen ortadan kaldirilmistir,' ilk kaldirdigim kan davasi da Abdulmuttalib'in torunu (yegenim) Rebîa'nin kan davasidir.

Ey Insanlar! Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat bu kaldirdigim seyler haricinde küçük gördügünüz islerde de ona uyarsaniz bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakininiz.

Ey Insanlar! Kadinlarin haklarina riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari Allah'in emaneti olarak aldiniz. Ve onlarin namuslarini ve ismetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz; onlarin, aile serefini koru mallari ve evlerinizi sizin hoslanmadiginiz hiç kimseye açmamalari, çignenmemeleridir. Eger onlar, razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi evinize alirlarsa onlari hafif bir sekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadilarin da sizin üzerinizdeki haklari; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler, size bir emanet birakiyorum ki siz ona simsiki sarildikça yolunuzu hiçbir zaman sasirmazsiniz. O emanet Allah'in kitabi Kur'ândir.

Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanin kardesidir ve bütün Müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, baskasina helal degildir. Ancak gönül hosluguyla verilen baska. Ashabim! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakki vardir:

Ey insanlar! Cenab-i Hak her hak sahibine hakkini vermistir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezasi vardir. Babasindan baskasina nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina uymaya kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanlarin düsmanligina ugrasin. Cenab-i Hak bu insanlarin ne tevbelerini ne de sehadetlerini kabul eder."

Rasûlüllah sözlerinin burasinda dinleyenlere sordu: "Ey insanlar! Yarin beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?" Ashab-i Kiram cevap verdi:

"Allah'in risâletini teblig ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye sehadet ederiz." Rasûlullah sehadet parmagini göge kaldirarak üç kez "Sahit o! ya Rab! Sahit o! ya Rab! Sahit ol ya Rab!" buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.

Hz. Peygamber günes batincaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar verecegi bir anda yukarida zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavas adimlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile aksam ve yatsi namazlarini birlestirerek kildi. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazini kaldi ve ortalik iyice agardiktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Seytan taslamadan sonra Mina'ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi'nin diger bölümünü irad etti. Allah'a hamdü senadan sonra devamla:

"Ey insanlar! Sizi Allah'in kitabina baglayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördügünüz gibi ifa ediniz. Öyle saniyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. " Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevapli sürdürdügü hutbesini: "Ey insanlar! Aylarin yerini degistirerek geri birakmak inkârda asiri gitmektir. Kafirler böyle yapmakla dogru yoldan saptilar. Allah'in haram kildigi aylarin sayisini uygun yapmak için, bir yil haram ayini helal, diger yil onu haram sayarlar. Böylece Allah'in haram kildigini helal kabul ederler. Zaman, Allah'in gökleri ve yeri yarattigi gün gibi ayni duruma döndü. Allah'in katinda aylarin sayisi on ikidir. Bunlarin dördü mukaddes (haram) aylardir ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Saban'in arasindaki Receb'tir. Ey mü'minler! Bu ay hangi aydir?"-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."-Zilhicce ayi degil midir?"-Evet Zilhiccedir."-Bu içinde bulundugumuz belde hangi beldedir?"-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.-Mekke Sehri degil midir?"-Evet Mekke'dir."-Bugün hangi gündür?

-Allah ve Rasûlü daha iyi bilir."Yevmü'nnahr (kurban kesme günü) degil midir?"-Evet yevmünahr'dir. Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek "Su halde iyi bilin ki; bu sehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) oldugu gibi birbirinize kanlarinizi dökmek, mallarinizi haksiz yere olmak, namuslarinizi kirletmek de haramdir, her türlü saldiridan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavusacaksiniz, o zaman bütün bu islerden sorulacaksiniz. Ey Insanlar! Aklinizi basiniza alinda benden sonra birbirinizin boynunu vuracak sekilde dalâlete, vahsete düserek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunlari burada hazir bulunanlariniz burada bulunmayanlara teblig etsin. Olabilir ki, kendisine tebligi edilen kimse burada bulunup isiten bir kisim kimseden daha iyi anlayip bellemis olur" ardindan Rasûlüllah iki kez:"- Teblig ettim mi?" buyurdu.Sahabîler:-Evet ettin, deyince O;"Sahit ol ya Rab!" dedi ve tekrar hatirlatti: "Burada bulunanlar bulunmayanlara teblig etsin. "

Rasulüllah Mina'daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazirlanan yüz devenin altmis üçünü bizzat kendi kurban etti digerlerini de Hz. Ali kestikten sonra her deveden birer parça et alinarak pisirilip yenildi. Daha sonra tras olan Hz. Peygamber ihramdan çikti ve Kabe'yi tavaf etti. Ögle namazini da orada kildiktan sonra Zemzem suyunun yanina gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina'ya döndü. Rasûlüllah Mina'da geçirdigi tesrik günlerinde seytan taslama görevini yerine getirmis, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmustu.

"Allah'in yardimi ve fetih geldigi ve insanlarin dalga dalga Allah'in dirine girdiklerini gördügün zaman Rabbini överek tesbih et. O'ndan magfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir" (en-Nasr, 110/1-3) mealindeki Nasr sûresinin nâzil oldugunu duyan Müslümanlara, hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumus hem de kendilerine nasihat ettigi hutbelerinden birini irad buyurmustur. Bu hutbesinde de yine Müslümanlarin mal, can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarinin temelini olusturan bu üç hakki tekrar tekrar ümmetine hatirlatmisti. Degisik yer ve zamanda irade edilen bu hutbeler, tek bir hutbe seklinde bütünlestirilmistir.

Hutbenin toplum hayatina getirdigi prensipler:

Incelendigi zaman Veda Hutbe'sinde Peygamber (s.a.s)'in baslica su noktalara degindigi görülür:

1- Her iste daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir.
2- Nefis, insani her zaman serre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin ser-inden de Allah'a siginmak lâzimdir.
3- Can, mal ve irz kutsaldir. Yasama hakki tabii bir haktir. Irz, seref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldiridan korunmus haklardir.
4- Cahiliye gelenekleri kaldirilmistir. Insanlar alisa geldikleri kötü seyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler.
5- Faiz haramdir.
6-Kan davasi gütmek haramdir.
7- Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hiyanet edilmemelidir.
8- Küçük büyük önemli-önemsiz her iste seytana uymaktan sakinilmalidir.
9- Kadinlarin ve erkeklerin karsilikli hak, vazife ve sorumluluklari vardir. Kadinlara nezâketle davranilacaktir.
10- Hem kadin hem de erkekler zinadan siddetle kaçinacaklardir.
11- Köle ve hizmetçilere iyi davranilacaktir.
12- Bütün Müslümanlar kardestir. Her türlü sinif farklari ve ayricaliklar kaldirilmistir. Üstünlük fazilet iledir.
13- Zulümden sakinmak gerekir, halkin mali haksiz yere yenemez, birine ait bir sey sahibinin izni olmadikça baskasi için helâl olmaz.
14- Müslümanlar birbirleriyle savasmaktan sakinacaklardir.
15- Allah'in Kitâb'ina ve Peygamber'in sünnetine uyanlar asla sapikliga düsmezler.
16- Islâm sadeliginden ayrilmamak, asiriliklara sapmamak gerekir.
17-Hak Teâlâ'ya ibadet olunacak; bes vakit namaz kilinacak, oruç ayinda oruç tutulacak,

Hz. Peygamber'in tavsiyelerine uyulacaktir. Bunlari hakkiyla yerine getirenlerin mükâfati cennettir

www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum