51 "hadis" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)
"hadis" etiketi kullanan diğer içerikler resimler
,
videolar19 Şubat 2008 00:18 · Minare
· Etiketler
akaid
,
arapça klavye
,
dini hikayeler
,
dini resimler
,
dini site
,
dini siteler
,
düşünce iklimi
,
fıkıh
,
hadis
,
ilahi sözl
,
ilahiler
,
islam
,
islam forumu
,
islam portalı
,
islami e kart
,
islami forum
,
islami resimler
,
islami site
,
islamic blog
,
islamic portal
,
islamiyet
,
kuran
05 Ekim 2007 00:35 · Minare
· Etiketler
alim
,
cecenista
,
cehennem
,
cennet
,
cihad
,
filistin
,
gelin
,
haberler
,
hadis
,
helal
,
ilahiler
,
islam
,
islamiyet
,
kadın
,
karikatür
,
komedi
,
kuran
,
kızlar
,
microsoft
,
mizah
,
mucahid
,
musalla
,
musluman
,
namaz
,
peygamber
,
porno
,
ravza
,
sahabe
,
seks
,
tesettür
,
veli
,
videolar
,
windows
,
ırak
windows türkçeleştirme işletim sistemi windows arabic munajat rabbi hasbi yusuf sami cay saati güzel geçinme muaşeret borç Ödünç Ödünç almak Şefaat zekat fıtır fitre sadaka dinin diregi silah Şiddet şefkat ibrahim gibi merhametin rüzgari hicranlı yüzler sultanım bir gün resule özlem miail indir mikail ezgiler sevdalım nerde alper ilahiler alper yemin albümü ramazan islam portalı slm EFENDİN GELSEYDİN Mektuplar Şiraz ey nebi mikail hatim mp3 kuranı kerim hatmi iftarlar islam in africa afrikada islam sahur iftar islam sitesi islam forumu forum kullanıcı resmi avatar itikafa girmek bulmaca bilmece tekerleme cicekler siyah beyaz cicek Muvahhid 1.16 Full Key Mey İstemez beyaz bir ölüm fotoğraf galerisi fotoğraflar foto Erkeklerin Eğitimi Cennetim olur musun Cennet fon enstrumental caravanserai sufi music kervansaray maşuk vefa aşk-ı vefa resim galerisi ramazan ekart ramazan resimleri hayat ates kül kuran cüzü oruç iftar vakti Dostluk zara uyan ey gozlerim gafletten uyan ilahi program mürşit karikatür krizi hakaret danimarka karikatür salavat hatmi Kadının değeri kadin Ey Hilal kuran cüzü oruç iftar vakti Dostluk zara uyan ey gozlerim gafletten uyan ilahi program mürşit karikatür krizi hakaret danimarka karikatür salavat hatmi Kadının değeri kadin Ey Hilal free call bedava telefon görüşmesi bedava telefon freecall voipwise cehalet ecza dolabi sifa hastalik vahyin dost arkadas ömer ölüm gözyasi dua tövbe ramazan hikayeleri Rabbinin adiyla oku okumak oku iqra Filistin Karikatür Naci El Ali Hanzala mavi karanlik kuşlar angut angut kuşu kuş türleri merhamet sefkatsevilmek sevmek orucun cinsleri Rasulullah(s.a.v)'ın İftar Duaları iftar dualari istar duasi halet-i ruhiye müslüman genc müslüman çok kolay profiterol kudüs hüzün günleri hüzün hüzün günleri 2 hüzün günleri 1 zahmet vakti ibrahim Davut Akgül Mahmud Es'ad Coşan Mehmed Zahid Kotku kiymali börek börek kubbetussahra mescidi aksa tatlı çorbalar yemek tarifi yemek tarifleri yemekler iftar menüleri iftar menüsü chat günah islami sohbet islami chat chat caizmi maniler ramazan manileri dursun ali erzincanlı şiirleri dursun ali erzincanlı yolcu yolcu dursun ali erzincanlı yusuf olmak kuyudaki yusuf kitap ilahi indir muziksiz müziksiz ilahiler şehri ramazan şelale resimleri niagara niagara şelalesi niagara falls ramcleaner serial ram cleaner serial ramcleaner crack ram cleaner download ram cleaner program indir freenote freenote indir freenote programme ramazanı şerif rahmet ayı oruç ayı namaz zamanı her yerde namaz Oruç ve Sağlığımız sahabeyi düşlemek sahabeyi düşünüyorum ashab sahabeler münker ve nekir hesap günü mezar alper onlar öldüler onlar öldüler Kerbela Hasan Dursun - Kerbela mustafa islamoğlu sami hocaoglu temiz su Nurlar yağar Hasan Dursun - Nurlar yağar Hasan Dursun - Ravzaya Damla Hasan Dursun! Ravzaya damla zehir akrep alim kanuni ve fransa kralı osmanlı imparatorlugu kanuni sultan suleyman fransada raks dans ve kanuni burslar burscu burs veren vakıflar burs vere kuruluşlar burs burs veren kurumlar Kur'an-ı Kerîm kur'an ayetler ESBÂBU'N-NÜZÛL şeytana adanmış şarkılar şeytanın hileleri satanizim satanist şeytan ramazan orucu ramazan ayı ramazan bayramı teravih namazı masal komiks komikim eglence güldürgec komedi fıkralar Üniversite video mp3 bir adın kalmalı adam gibi indir
10 Haziran 2007 04:34 · Minare
· Etiketler
alim
,
allah
,
ciplak
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
es
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
ilahiler
,
islam
,
islamiyet
,
kadın
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
porno
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
seks
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
,
ırak
 |
Şifalı Çay gibisi var mı? |
Uzmanlar, çoğu ilacın temelinde bulunan bitkilerin çaylarının da birer şifa kaynağı olduğunu belirtiyor.
Bitkilerle tedavinin her zaman için ilaç tedavisinden daha uzun süreceğini belirten uzmanlar, “Bitkiler hastalığa yakalanmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmalı, basit hastalıklar bitki çayları, kompresler ve bitkilerden yapılmış yağlarla tedavi edilmeli. Ciddi hastalıklarda da doktorun verdiği tedaviye paralel olarak bitkilerden yararlanılabilir” dedi.
Doğada şifalı bir çok bitkiden şifalı çaylar elde edilebileceğini kaydeden uzmanlar, bitki çayı hazırlarken de şu tavsiyelerde bulundu: “Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin. Porselen bir demliğe önce çayını yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine gerekli miktarda su ekleyin. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman (zencefil, havlıcan gibi) aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye koyup kaynatma yoluyla çayınızı yapabilirsiniz.”
Şifalı çay elde edilen şifalı bitkilerden bazıları şunlar:
IHLAMUR
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.
YOGİ ÇAYI
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.
ISIRGAN
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.
BİBERİYE
Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.
REZENE
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.
HİNDİBA
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.
NANE
Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.
KEKİK
Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.
ZENCEFİL
Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.
ADAÇAYI
Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.
ELMA
Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz. |
http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:33 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
 | Yavrum, yavrucuğum... |
Cânım. Cananım. Sevdiceğim. Bi’tanem. Kuzu sarmam. Yârim. Yârenim. Yavrum. Yavrucuğum. Gözlerinde yittiğim. Yüzünde sevindiğim. Saçlarını özlediğim.
Kucağımda beklediğim. Sıcak, sımsıcak nefesini içtiğim. Kalbimde büyüttüğüm. Göz aydınlığım.
Biliyorum, söylemeye geç kaldım. Senin bana ne anlama geldiğini anlamakta aldandım. Sevdiğimi anlatmayı erteledim, hep sonraya bıraktım. Bak işte; sana konuşuyorum şimdi. Yavrucuğum, can pârem, biricik tesellim. Sana söyleyemedim ama sarıp sarmalaman cennetim oldu benim. İncecik sesin bütün baharların kuş cıvıltıları oldu bana. Yarım-yamalak sözlerin ötelerden bin seslenişti bana. “Baba!” dediğinde alnıma yıldızlar değdi, omzuma gökler indi. Bakışın tâ ruhlar âleminde de özlendiğimin habercisiydi bana. Kırık dökük hecelerin duyduğum en güzel şiirdi. Minicik parmakların avucumda, cennete çağıran melektin bana..
Cânım. Canımın içi. Kalbimin hiç bitmez sevinci. Ruhumun bayramı. Bi’tanem. Sevdiğim. Gözleri boncuğum. Yüzü cennetim. Saçları kara sevdam. Yürüyüşü hasretim. Dokunuşu serinliğim. Kokusu müjdem. Meleğim. Yavrum. Yavrum. Yavrum. Yavrucuğum.
Gözlerin kime bakar şimdi? Babacığını merak eder misin? Annene nazlanmak istemez misin? Koşup kucaklamak ister misin beni? Ellerimde ellerinin boşluğu büyüyor şimdi. Gözlerimde gözlerinin uçurumu derinleşiyor. Kokun çok uzakların hasreti şimdi. Sana dokunmuş bir rüzgâr gelip de kalbimi ferahlatır mı acep? Sana bakmış gözler bir gece gelip gözlerime değer mi? Bi’tanem, ne kadar çok ışık var âlemde ama gözlerimizi buluşturamıyorlar ki. Güzelim, ne kadar çok ses var yeryüzünde; ama dudaklarından hiç haber getirmiyorlar ki. Bak, çiçekler açmak üzere yavrucuğum; senden bana, benden sana tozlar uçuşmuyor ki?
Ağlıyorum bi’tanem. İnan bana, şakacıktan değil bu defa. Koşup teselli etmeni beklemiyorum. Yüzüme saçlarını değdirip gözlerime şaşkınca bakmanı, omzuma ellerini koyup beni susturmanı beklemiyorum. Ağlıyorum bi’tanem, çünkü.. Ağlıyorum bi’tanem, çünkü sevgisiyle seni de beni de birbirimize sevgili eyleyen En Sevgili de ağlamıştı. O’nun ağladığı gibi ağlıyorum. Gülüşünü uzaklara gönderdiği İbrahim’i için O da gözlerinden yaş dökmüştü ya, yüzümdeki nem ondan işte yavrucuğum. Yüzünü toprağa emanet ettiği yavrusu için O da mahzun olmuştu ya; inan bana canım, sırf O ağladı diye ağlıyorum. Sen ağlama e mi, bi’tanem. Sen hep gül. Gül ki, güller açsın cennetlerde. Gül ki, güldüğünü bilip ben de güleyim. Kocaman bir teselli çöreklensin yüreğime. Kocaman bir müjde bulut bulut gelsin, yağmur olup sele katsın beni de.
Belki de İbrahim’in babası, Sevgililer Sevgilisi, gönüllerin baş tacı kucağında sevmiştir seni. Hep böyle teselli ediyorum kendimi. Canımızın emanetçisi, son nefeste yoldaşımız, en büyük korkumuzda dostumuz, güzeller güzeli melek, Azrail, kim bilir nasıl da güzel göründü sana. Söyle canım, babanın tuttuğu gibi mi tuttu ellerinden? Canımın içi, rüyada olsun fısılda bana, annen gibi kucaklayıp da mı götürdü seni yurduna? Başını okşadı mı yetimler yetimi Muhammed [asm]? Gül kokusuyla seni sarıp sarmaladı mı? Senin gibi babalarını mahzun bırakıp da yuvasına dönen, annelerini hıçkırıklara boğup da giden kardeşlerinin cıvıltılarına kattı mı sesini? Yavrum, yavrucuğum, O’na benden selam söyle e mi?
Sana salavat getirmeyi babam öğretti bana, de, olur mu? O’nun gözlerinin içine içine bak e mi? Bak ki, bir gece rüyama girsin, senden haber getirsin bana. Müjdeni getirsin. Kalbime kocaman bir bahar serinliği getirsin. O çok iyi bilir babasızlığı da, annesizliği de; seni anlar, teselli eder seni. Yetimleri, öksüzleri sevindirmekte üzerine yoktur O’nun. Tut ellerini, sakın bırakma. Beni kucakladığın gibi kucakla Muhammed’i [asm] ciğer parem. Babana sarılır gibi sarıl O’na. Yanından ayrılma sakın. Sen bilmezsin yavrum, ben de bilmezdim ama O bilir evlat acısını, ümmetinin üzerine öylesine çok titrer ki, söyle bize gelsin bir gece, cennet kokulu ellerinden tutup bize getirsin seni, tutsun ellerimizden, yeniden sevindirsin bizi.
Yavrum, bi’tanem, canımın içi, ciğer parem, kalp sızım, ruh yoldaşım, elinin sıcağını özlediğim, seni bize veren Rabb’imiz, seni hiç yoktan verdi. Hatırlar mısın, bir zamanlar, ne ellerin vardı, ne gözlerin ne de yüzün. Biz yanında değilken, sana senden yakın oldu. Senin adını biz bilmezken, seni O andı. Biz senin varlığından bile haberli değilken, seni O var etti. Olmayan ellerinden O tuttu. Gözlerinin olmadığını O gördü. Yüzüne gözlerini O koydu. Seni kimseler görmezken O gördü. Seni kimseler duymazken O duydu. Seni bize sevimli eyleyen yüzünü veren O oldu; yüzüne bizden önce baktı. Seni bizden önce sevdi. Ve elbette, seni bizden çok sevdi. Seni bize sevilesin diye verdi. Seni bize sevinesin diye verdi. Seni bize sevinelim diye verdi.
Bi’tanem, bizdendin ama bize ait değildin. Emanettin bize, iki gözüm, sadece emanet. Ödünç verilmiştin, sadece ödünç. Sadece yanımızdaydın, şimdilik beraberdik, o kadar. Ama unuttuk, her şeyi unuttuğumuz gibi, senin de geldiğini ve gidebileceğini unuttuk.
Kokusu cennetim, bakışı güneşim, dokunuşu baharım, sesi cihanım, evladım, seni çok sevdim. Çok sevdirildin bana. Kalbini kalbime ısındırana emanet ol. Kalbimi kalbine sevdirene emanet olasın. Değil mi ki, seni bana veren beni bana verendir. Beni de seni de birbirimize bağışlar elbet. Değil mi ki, seni benden alan seni bana verendir. Seni benim yanımda tutar elbet.
Yavrum, yavrucuğum, bi’tanem; biz ayrılmadık, hiç ayrı kalmadık. Sadece aramızdaki bahçe büyüdü. Sen öte kenarında ben beri kenarında; bahçede çiçeklerin tozarmasını bekliyorum şimdi. Senin gibi gülsünler diye menekşelerin başını okşuyorum şimdi. Senin gibi seslensinler diye bülbüllerin ayak seslerini bekliyorum şimdi..
Bekliyorum…
Not: Evlat acısı yaşayanlar adına yazdığım bu yazıyı, onlar adına gözyaşı dökerek yazdım. Çocuklarını “ebedî çocuklar” olarak Sahibine teslim edenlerin halini anlayamam elbette. Böyle bir imtihanla sınanmamayı dilerim Rabb’imden. Ancak “Çocuk Taziyenamesi”ni yazan üstadımın hatırına ve hatırasına yazdıklarımın, geçen hafta iki yavrusunu cennete gönderen Recai Özkaya ve Nuray kardeşlerime ve diğer mahzun annelere ve babalara teselli olacağı, henüz yavrularıyla birlikte olan kardeşlerime de kendilerine verilenlere hakkıyla hamd etme vesilesi olacağı umudunu taşıyorum. Yazık ki, kalbimin dili bu kadar!
Senai Demirci |
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:31 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
 | Bebeğiniz neler yapabilir? |
1 aylık bebek, görebilir, duyabilir, 2 aylık olunca gülmeye, 4 aylık olunca ise cisimleri iki eliyle kavramaya, kendi kendine oynmaya başlar. 6 aylık bebek destekle oturabilir, 9 aylık olunca destekle birkaç adım bile atabilir. Aşağıdaki gelişim kategorisi çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmenizi sağlasa da, çocuğunuzun bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin. Unutmayın, her çocuk birbirinden farklıdır! Tavır, davranış ve vücut gelişimi çocuktan çocuğa farklılıklar gösterir...
İKİ HAFTALIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Bebek kolları ve bacakları hafif bükülmüş olarak yatar. Bu dönemde emme, yakalama, arama gibi yeni doğan dönemine ait refleksler (otomatik hareketler) bebeğin tek hareketleri olabilir. Zaman zaman bakışınızı yakalayıp size bakabilir. Bu durumda ona bakarak, gülümseyerek, başınızı sallayarak yanıt vermeye çalışın. Bulanık görür. 20-25 cm mesafeyi seçebildiği için onu tutanı çok rahat görebilir. Henüz başını kaldıramaz, yatarken dönemez ve oturamaz. Sakin olduğu kısa dönemler olacaktır; bu dönemlerde ona şarkı söyleyin, konuşun, evde gezinin.
BİR AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Görebilir, duyabilir, tat alabilir, acıyı hisseder! Başını tutabilir, karın üstü yattığında başını sağa-sola çevirebilir. Emerek kendini sakinleştirebilir. Agu- ıkınma sesi- kumru sesi-mırıldanma gibi sesler çıkarmayı dener. Kısa süreli izleyebilir, yakın tutunca dikkatle bakabilir. Sizi tanıdığını belli edebilir. Sesinizi duyunca sakinleşebilir. El ve ayaklarının farkına varmaya başlar.
İKİ- ÜÇ AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Başını daha uzun süre dik tutabilir, göğsünden destek alıp kalkmaya çalışabilir. Ellerini bacaklarını sallamaya, basmaya çalışabilir. Parmaklarını açabilir, ellerini birleştirip ağzına götürebilir ama henüz elini bütün olarak kullanır. Gülmeye başlar, tanır. Tek heceli sesler çıkarmaya, cıvıldamalara başlar. 90-180 derece izleyebilir.
DÖRT AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Etrafıyla ilgilenmeye başlar, yatmak değil oturmak ya da dolaştırılmak ister. Biraz destekle 1-2 dakika oturabilir. Karnının üstüne yattığında elleriyle itip minik push-up’lar yapar, hatta bir tarafa dönebilir. Uzanıp cisimleri iki eliyle kavrar, biraz inceleyip sonra ağzına götürür. Salyası bollaşır. Kendi kendine oynayabilir. Tek heceler 4-5 aylarda çıkmaya başlayabilir, ancak anlamlı değildir. Çığlık atmayı dener. Bebeğinizin kişiliği belirginleşmeye başlar. Size tüm yüzü ve vücuduyla yanıt vermesi yakındır.
ALTI AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Artık herşeyi görüp izleyebilir. Destekle oturabilir. Eğer ek gıdalara geçtiyseniz kaşıkla beslenmeyi bebek otururken yapmalısınız. Her iki yöne de dönebilir. Yüzükoyun yatarken poposunu havaya kaldırmaya bile çalışabilir. Bebek 3 boyutu kavrayabilir ve büyüklük ve şekillerine göre cisimleri gruplandırabilir. Aynada, arkasında sizi görürse, arkasına bakıp sizi arayabilir. Bir eliyle kavradığı cismi diğer eline geçirebilir, iki saplı bir bardaktan yardımınızla su içebilir. Cisimleri birbirine vurur, ellerini birleştirir, oyuncağını tek eliyle tutabilir. Sesli güler, çığlıklar atar. Bebeğiniz artık eğlenmeye başlar. Sizinle saklambaç oynayabilir. Yabancıları ayırmaya başlayabilir. Emme, baloncuklar çıkarma, yalama; konuşma öncesi hareketlerdir.
DOKUZ AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Bebekler ayağa kalkmak için kendilerini çekmeye başlarlar. Ses çıkarmak için bir şeyleri birbirine vurmaya bayılırlar. ‘Baba’, ‘mama’ gibi sesler çıkarmaya başlarlar. Bebeğiniz bu dönemde eşyaları, kaplara koyup çıkarabilir. Bazı 9 aylıklar, destekle birkaç adım bile atabilir. Bebeğiniz ayrıca, dizlerini kırarak eğilmeyi ve ayakta durduktan sonra tekrar oturabilmeyi öğrenir. Bu yaştaki bir bebek, hareket etmenin verdiği özgürlük duygusu ile emekleyerek veya iki ayak üzerinde, hareket etmek, ulaşmaması gereken şeyleri almak ister. Bu yaşta, belki de merdivenleri emekleyerek çıkabilir ve eşyalara tutunarak hareket edebilir. 9-10 aylık olunca bebekler bir şekilde oda içinde sürünerek, emekleyerek, eşyalara tutunup sıralayarak dolaşmaya başlarlar. Bir oyuncağını uzaklaştırırsanız, gittikçe daha çok kendine güvenen bebeğiniz buna karşı çıkacaktır. Aslında artık kendi istek ve ihtiyaçlarını belirtmeyi öğrenmeye başlıyor. Problem çözme yeteneği gelişir ve şimdi şeffaf bir kabın içinde gördüğü oyuncağı almak için direkt uğraşmak yerine kapağını açmayı dener.
Dil gelişimi: Kelimeleri kullanmasa da, onları anlar. ?ba?, ?ma? gibi heceleri tekrarlayarak gerçek kelimeleri taklit etmeye uğraşır. (Sakın çok heyecanlanmayın, henüz konuşamıyor, ancak heceleri tekrarlıyor.) Kelimelerinizden çok, tonlamanızdan anlam çıkarır. Onunla ne kadar çok konuşursanız-yemek hazırlarken, araba kullanırken, üzerini giydirirken- o kadar çabuk iletişim yeteneklerini geliştirir. Bir çalışmada, çocukların bir gün içinde ne kadar çok kelime duyarsa, o kadar zeki olduklarını gösterilmiş. (Tabiki televizyondan veya arka plandaki sohbetlerden duyulan kelimeler değil; bebeğinizin anlamasına yardım etmek için konuşmalar interaktif olmalı.)
BİR YAŞINDA BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR? Kendi başına ilk adımlarını bu yaşta atabilir. (Aslında bunu, bundan sonraki birkaç hafta veya ay yapamayabilir, yani eğer bu ay yürüyemezse üzülmeyin). Çoğu çocuk bu ilk adımları parmak ucunda, ayakları dışa dönük olarak yapar. Kaşık kullanarak, her ne kadar ağzını ıskalasa da kendini beslemeye başlayabilir. ‘Mama’ ve ‘baba’ dışında birkaç kelime daha bilebilir. Uyduruk bir dille konuşabilir. Her şeyi itmenin, fırlatmanın ve yere çarpmanın çok eğlenceli olduğunu düşünür. Oyuncağını size verir, geri alır. Blokları bir kaba doldurur, boşaltır. Bu kaplar ve tavalar için de geçerlidir. Küçük olanları, büyük olanların içine koyar, ayrıca onları birbirine çarparak korkunç gürültüler çıkarır.
ONBEŞİNCİ AYDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? Artık yürüyor hatta koşmaya çalışıyor olabilir. Eğilip yerden bir cismi rahatça alır. Parmağıyla işaret eder, vücut kısımlarını bilebilir. Çizgi çizebilir. Üst üste 2 küp koyabilir. Çocuğunuz yeni şeyleri kurcalamaktan, araştırmaktan zevk alır. Yeri süpürmek, silmek, çamaşır yıkamak gibi aktiviteleri taklit edecektir. En az 1 anlamlı kelime söyler.
ONSEKİZ AYLIK ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? Koşabilir, topa vurabilir. İki basamaklı bir komutu yerine getirebilir. Hafızası gelişmeye başlar. Vücut kısımlarını bilir. 5-10 kelimesi olabilir. İsteklerini belirtebilir. 3-4 küple kule yapabilir. Anahtarları, düğmeleri çevirebilir. Saçını tutmak, sallanmak, parmak emmek gibi kendini rahatlatıcı bazı alışkanlıkları oluşabilir.
İKİ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? İki yaşında fiziksel gelişim Sürekli hareket halindedir. Kolay yorulur Koşar ve tırmanır. Tek başına merdiven iner ve çıkar. Ayak ucuna basarak yürümeyi becerebilir. 3-5 küpü üst üste koyar. Rastgele çizgiler çizerken artık kontrollü yazmaya başlar. Büyük butonları açıp kapatabilir Tuvalet ihtiyacında daha bağımsızdır. (Hala biraz yardıma ihtiyacı olabilir.) Gece uykuya yatırmak zorlaşabilir.
İki yaşında sosyal gelişim: Oldukça gerçekçi taklitler yapar. Kardeşleriyle daha fazla ilgilenir. Cinsiyetini bilir. Hayali bir oyun arkadaşı yaratabilir. Diğer çocuklarla birlikte olmak ister ama onlarla oyun oynamaz. Paylaşmayı sevmez. Her şeyi ‘benim’ diye sahiplenir. Diğer çocukları tırmalayabilir, ısırabilir, vurabilir veya itebilir.
İki yaşında duygusal gelişim: Kolay sinirlenir ve çok sabırsızdır. Bağırıp çağırır, yumruklar atar. Kendi istediklerini yapmak ister. Günlük düzen bozulunca sinirlenir.
İki yaşında zihinsel gelişim: Konuşmaya ilgisi artmıştır. Çocuk dili kullanır. 3-5 kelimeli cümleler kurar. Konuşabildiğinden daha fazla sayıda kelimenin anlamını bilir. Kendi işini kendi yapar. İkna etmek giderek zorlaşır. Alternatifler arasında seçim yapamaz.
ÜÇ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? Üç yaşında fiziksel gelişim Kendi kendine yardımsız yemek yer. Zıplar, koşar, parmak ucuna basarak yürür. Üç tekerlekli bisiklet sürer. Merdiven inip çıkar. Kendi soyunabilir, ancak giyinmek için yardıma ihtiyacı vardır. Büyük butonları açıp kapayabilir. Pastel boyaları daha iyi kullanır. Süt dişleri düşebilir.
Üç yaşında sosyal gelişim: Anne, babasını idolleştirir. Telefona cevap verir. Büyüklerden onay almak ister. Sınırlamaları sürekli test eder. Sıklıkla yalnız oynamayı tercih eder. Hayali bir oyun arkadaşı olabilir. Diğer çocuklarla oyunlar kurar. Oyunda sırasını bilir.
Üç yaşında duygusal gelişim: Daha sakin ve uyumludur. Bazen ağlama ve tutturmaları olabilir. Yabancı olduğu nesne ve faaliyetlerden korkabilir. Bazen bebek gibi davranabilir. Rüyaları hakkında konuşmaya başlayabilir.
Üç yaşında zihinsel gelişim: Yaşını, adını, soyadını, oturduğu semti bilir. Yaklaşık 1.000 kelime bilir. Bazı gramer prensiplerini kavrar. Bazı hikayeleri tekrar tekrar dinlemekten hoşlanır, öğrenebilir. Temel renkleri tanıyabilir. Bazı çok basit sorumluluk üstlenebilir. Merak edip sorular sorar. Dikkat süresi birkaç dakikadan uzun değildir.
DÖRT YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? Dört yaşında fiziksel gelişim: Sıçrama,koşma,tırmanma yeteneği artar. Kolay yorulur. Sakardır. Bağırmaktan hoşlanır, beklenmedik seslerden korkar. Kendi kendine tuvalet ihtiyacını karşılar. Kendi giyinir,soyunur,fermuarını çeker. Bildiği nesnelerin resmini çizer.
Dört yaşında sosyal gelişim: 20 dakika süreyle televizyon seyreder. Son karar için ailesine danışır. Sınırlamaları test eder. Tepkinizi gözlemek için argo sözler kullanır. Grup aktivitelerine hazırdır. Farklı cinsiyet rollerini bilir. Yetişkinlerin aktivitelerini taklit eder.
Dört yaşında duygusal gelişim: Zaman zaman bebek gibi davranır. Yeni korkular gösterebilir. Şakacı olma eğilimindedir.
Dört yaşında zihinsel gelişim: Yaklaşık 1.500-2.000kelime bilir;4-5 kelimeli cümleler kurar. Eğlenceli, abartılı hikayelerden hoşlanır. Ona kadar sayabilir; bazı şekilleri tanır. Bazı zaman kavramlarını anlamaya başlar. (dün,bugün,yarın) Sürekli ‘neden’ diye sorar. Yardımsız oyuncaklarını toplar. Basit işlerde yardım etmeyi sever. Doğru ve yanlış arasındaki farkı anlamaya başlar. Hayal ile gerçek hayatı ayırma yeteneği gelişir.
BEŞ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? 5 yaşında Fiziksel gelişim: Süt dişleri düşmeye başlayabilir. Sağ veya sol el tercihi belirginleşir. Ayrıntılı yapıları kurar. Kolay yorulur. Kendi başına banyo yapar, yemek yer, giyinir, tuvalete gider. Semistructured oyunlara katılmaya başlar. Hareketli oyunlardan hoşlanır. Sesli ritim çalgılardan hoşlanır. Doğum ve üreme hakkında sorular sorar.
Beş yaşında duygusal gelişim: Duygularını kelimelerle ifade etmeye başlar. Kolayca utanır and cannot yet laugh at self. Ölüm hakkında duygular ortaya çıkar. Aşırı yaramazlıklar yapar. Bağımsızlıktan hoşlanır. Ağır başlı ve güvenilirdir.
Beş yaşında sosyal gelişim: Kurallara daha fazla uyumludur. Bazen ispiyon (tattle), kötü söz (name-call), vurma, itme gibi davranışlar gösterebilir. Farklı cinsiyet rollerini bilir. Basit grup ödevlerine uyum gösterir. Büyükleri sevindirmekten hoşlanır. Takes turns during playing and speaking. Diğer çocuklarla daha rahattır. Aile aktivitelerine çok ilgilidir.
Beş yaşında zihinsel gelişim: Harf ve kelime farkını anlamaya başlar. Oyunları daha fazla süreyle devam ettirir. Has developed an overall image of self. Gerçekleri ister. Temel renkleri bilir. Sağ ve sol kavramını anlar. 2.000-2.500 kelime bilir. Kolay ev işlerine yardım edebilir. Adres ve telefon numarası öğrenebilir. 10’a kadar sayabilir. Karşıtlık kavramını anlamaya başlar. 6-8 kelimeli cümleler kurabilir. Paraları ayırt eder. Sabah, öğleden sonra, akşam, dün, bugün, yarın gibi kavramları anlar. Gerçek hayat ile hayal ürünü arasındaki farkı daha iyi ayırt eder. Tek düşüncenin kendisininki olduğuna inanır.
ALTI YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? Altı yaşında fiziksel gelişim: Oyunlarda aktif rol almayı sever. Bazı motor kabiliyetleri gelişmektedir. Banyo yapmak istemeyebilir. Mum boyayla iyi boyar ancak yazı yazma ve kesmede zorlanabilir.
Altı yaşında duygusal gelişim: Ruh hali oynaktır. Eleştirilmekten hoşlanmaz. Yanlış yapmaktan çekinir.
Altı yaşında sosyal gelişim: Oyun oynarken kurallar koyar. Arkadaşlarını değerlendirebilir. Yaşıtlarıyla ortak oyunlar kurar. Özgürlüğüne düşkündür.
Altı yaşında zihinsel gelişim: Basit ev işlerini yüklenebilir. 100’e kadar sayabilir. Şekil, zaman, renk, sayı gibi kavramları daha iyi anlar. Kaza ve maksatlı davranışları artık algılayabilir. Dikkat süresi 15 dakikayı geçmez. Fikir farklılıklarının olabileceğini anlar.
SEKİZ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR? Sekiz yaşında fiziksel gelişim: Yazı ve çizgisi ince motor yeteneğinin artmasıyla hızla ilerleyecektir. Dış görünümü ve davranışları konusunda rahattır. Kilosu ve boyuyla ilgilenir. Sonsuz enerjisi vardır.
Sekiz yaşında sosyal gelişim : Tartışır, bazen üstünlük taslar. Aynı zamanda sevgi dolu ve tepkilidir. Başkalarının fikirlerine yorumlar getirir. Arkadaşları arasında gruplaşmalar başlar. Sır saklar. Karşı cinse biraz hırçındır.
Sekiz yaşında zihinsel gelişim : İdealistir. Çeşitli projeler geliştirir; koleksiyon yapar. Verilen işi bitirmekten gurur duyar.
Sekiz yaşında ruhsal gelişim : Hemen utanır. Korku, kızgınlık, üzüntü gibi duyguların paylaşıldığını hisseder. Umudu kolay kırılır. |
10 Haziran 2007 04:31 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
 | Oyun ve çocuk ilişkisi |
Bebek ve çocukların gelişimleri sırasında olgunlaşma ve sosyal boyutun erken gelişmesinde oyunun önemi belirgindir. Ayrıca içinde yaşanılan kültürün önemli etkilerinden olan araştırma duygusunun ve kurallara uymanın öğrenildiği ve geliştirildiği yer de oyunlardır. Oyunlar önce bebeğin kendi bedensel duyumlarının araştırılması şeklinde çok küçük bir alanda başlamakta, sonra yakın çevresi içinde sürmekte ve daha sonrada büyük sosyal ortamlarda gerçekleştirilmektedir. Bebek, çocuk, ergen ya da yetişkin bir kişinin neden oyun oynadığı sorusunun birçok cevabı vardır. Bunlardan birincisi, içten gelen enerjinin boşaltılması için oyun oynanmaktadır. İkincisi, türe özgü davranışların çok uzun bir süredir aktarılmasına ve sürdürülmesine yardım etmektedir. Bu görüşe örnek olarak, kedi yavrusunun fare yakalamadan önce bir şeylerle oynaması ya da kız çocukların bebeklerle oynayarak annelik alıştırması yapmasını verebiliriz. Üçüncü cevaba göre oyun, gelecekteki becerilerin geliştirildiği bir alan olarak görülebilir.
Oyunlar çeşitli şekilde gruplandırılabilir 1) Alıştırma oyunları: Bu oyunlar çocukların gelişiminde duyusal motor dönem olarak isimlendirilen doğumdan yaklaşık iki yaşına kadar olan bölüme uyar. Bu dönemde bebekler yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştır ve zihinsel gelişimde ise çevreden beş duyusu ile aldığı uyaranları birleştirip, sınıflandırmaya çalışmaktadır. Bebek çıngırağının rengini ve sesini alır ve sınıflandırır.
2) Simgesel oyunlar: Bu gelişim döneminde 2 yaş ile 7 ve 8 yaşları arasındaki dönemi içerir. Bu oyunların içeriği alıştırmalardan, simgeler ve varsayım boyutuna kadar değişmektedir. Çocuk kendi gerçeklerini hareketlerle yaşatmaktadır. Bunun en belirgin örneği sanki varmış gibi oyunlardır. Çocuğun bir köşede oynadığı evcilik oyunu, bir odun ya da plastik çubuk ile oluşturulan atı sürmesi gibi örnekler bu gruptandır. Burada çocuk düşüncelerini yeterince gelişmemiş dili ile anlatamadığından bunları simgesel oyun anlatmaktadır. Ayrıca bu anlatım yoluyla zihinsel simge ve uygulamalar yinelenerek özümsenmektedir. Evcilik oyunu ile hem duygu ve düşünceler aktarılmakta, hem de annelik özdeşimi sindirilmektedir.
3) Kurallı oyunlar: Bu dönemde çocuk ilk olarak kendinden büyüklerin oyunlarını taklit etmeye başlar. Bu oyunlar 7–8 yaşlarından sonra kurulmaya başlar ve çocuğu sosyalleşmeye yönlendirir. İlk iki oyun yaş ilerledikçe azalmakta ve yerini kurallı oyunlara bırakmaktadır. Bu değişme çocuğun ilişkilerini ve sosyalleşmesini yansıtmaktadır. Altı aylıktan küçük bir çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır. Bu dönemde görsel ve işitsel duyulara yönelen hareketli oyuncaklar onun dikkatini çeker ve neşelendirir. Yatağın üzerine asılabilen, sallanınca ses çıkaran renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiği her şeyi yakalamaya, yakaladığı her şeyi de ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, kemirebildiği kauçuk nesneler, hırpalandığı zaman bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Tutunarak da olsa ayağa kalkabildiğinde eline geçen şeyleri yere atmaktan zevk aldığından, zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar ilgi odağıdır. Boy boy renkli toplar, içiçe geçebilen kutular bu dönemin oyuncaklarıdır. Artık evin içinde rahatça dolaşabilen çocuk, üstüne binip oturabileceği büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçer. İki yaşında bütünü parçalara ayırmak, kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini çeken diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. Sonraki dönemlerde anne babasını taklit etmeye başlayan çocuk için minyatür marangoz ya da mutfak setleri gözde oyuncaklardır. Oda takımları, kova-kürek gibi oyuncaklar da ilgi çekicidir. Üç yaşından sonra üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncak iken, yeteneklerini keşfetmeye başlayan çocuk tahta blokları ile büyük parçalardan oluşan plastik parçalarla çeşitli şekiller oluşturmaktan büyük zevk alır. Kum, oyun hamuru gibi şekil verebileceği, el becerisini geliştirmek yanında hayallerini gerçekleştirebileceği oyuncaklar bu dönemden sonra en sık oynanan oyuncaklardır. 3–5 yaşları arasında fantazi ve keşfetmeye (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri), dil gelişimine (renkli tuşları olan piyano, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar gibi) ve aritmetiğe hazırlamaya (resim ve sayı eşleme oyunları; domino, kızma birader ve sayı kartları) yönelik oyuncaklar. 6–8 yaşları arasında toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek, dama, minyatür arabalar), bilişsel beceriler ve algısal hareket becerilerini sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve tasarımcı anlatım oyuncakları (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar), 9–11 yaşları arasında sorun çözme yetenekleri (karmaşık masa üstü oyunları ve video oyunları), ince-ayrıntılı hareket becerileri (küçük parçalı, karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı) ve stratejik yeteneklere yönelik oyun ve oyuncaklar (sözcük türetme, monopol, tenis, ping-pong ve atari gibi), 12 yaşın üzerinde de soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop yada teleskop, kimya yada elektronik setleri gibi) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklete binme ve kamplar gibi) oyun ve oyuncaklar önerilmektedir.Oyun bir eğlencedir, ancak sadece bir eğlence, bir zaman kaybı olmadığı gibi saçmalık da değildir. Oyun ekonomik ve sosyal durumu ne olursa olsun her çocuk için temel bir haktır. |
10 Haziran 2007 04:30 · Minare
· Etiketler
alim
,
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz.
,
ilahiler
,
islam
,
islamiyet
,
kadın
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
porno
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
seks
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
,
ırak
 |
Müslüman kadın asildir |
Allah (cc), Kur'an'ın "Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır." (Şems Sûresi, 7-10) âyetleriyle, kontrol altına alınmadığı takdirde, nefsin insanı sınır tanımaz kötülüklere sürükleyeceğine dikkat çekmiştir. Allah korkusu ve ahiret inancı, insanlara nefislerinde bulunan bu kötülüklerden sakınacak gücü ve aklı kazandırır.
Bu özellikler olmadığı takdirde ise; bir insan, Allah'ın ahirette kendisini, dünya hayatında gösterdiği tavırlardan sorumlu tutacağını düşünmeden hareket eder. Bu durumda da nefsinin isteklerini yerine getirmekte bir sakınca görmez. İçinden gelen tavır her ne kadar kötü de olsa, bundan sakınması için kendisine geçerli bir sebep bulamaz. O anda nefsi öfkelenmesini ilham ediyorsa, hemen bu telkine kapılır. Ya da kıskançlık telkini verip, buna bağlı olarak karşı tarafa kötü bir davranışta bulunmasını telkin ediyorsa, bunu da hemen uygular. Kızgınlığını ya da kıskançlığını imalı sözler söyleyerek, alay ederek, iftira atarak, yalan söyleyerek, entrika yaparak, ikiyüzlü bir tavır sergileyerek göstermesini ilham ediyorsa, tüm bunları hiç düşünmeden hemen dışa vurur. Allah'a hesap vereceğini düşünmediği için de tüm bu tavırları uygulamakta hiçbir sakınca görmez.
Oysa bunların hepsi, Allah'ın âyette bildirdiği gibi, nefsin insanları çağırdığı sınır tanımaz kötülüklerindendir. İnsan nefsinin telkinlerine uyarak hareket ettiğinde, insanların gözünde hiçbir şekilde büyümez, aksine küçülür. İçinden gelen duyguları, kötü olduğunu bildiği halde kontrol altına alamamış olmaları, bu insanların zayıflıklarını ve vicdanlarını kullanmadıklarını ortaya koyar. Olgun olamamak, nefsinin istekleriyle çatıştığında akılcı ve makul tavırlar sergileyememek, insanları küçük düşüren tavırlardır. Oysa ki 'asil ve güzel olan', Allah'ın yine âyette belirttiği gibi, nefsin tüm bu kötülük telkinlerine karşı 'ondan sakınmak ve vicdana uygun bir tavır sergilemek'tir. Bu, emek gerektiren, ama aynı zamanda da insanı yücelten, büyüten, insanların saygısını ve sevgisini kazandıran bir ahlâktır.
Müslüman kadın bu asaleti gösteren, basit tavırlara, küçük çıkarlara tenezzül etmeyen bir karaktere sahiptir. Cahiliye ahlâkını yaşayan kimi kadınlar, olaylar karşısında akılcı çözümlere başvurmak yerine, bunları düzen kurarak, entrika çevirerek, yalan söyleyerek halletmeye çalışırlar. Şeytanın telkinlerine uydukları için, dürüstlükle, açık yüreklilikle, samimiyetle çözümlenebilecek konularda içten pazarlıklı, ikiyüzlü ve sinsi yöntemlere başvurabilirler. İman sahibi bir kadın ise, Allah korkusu nedeniyle, cahiliye kadınlarının bu ahlâkından tamamen uzaktır.
Cahiliye ahlâkını benimseyen kadınlarda görülebilen özelliklerden bir diğeri ise, kıskançlıktır. Cahiliye toplumlarında kimi kadınlar, bu ahlâkı çok yoğun olarak yaşarlar. Bu da beraberinde onlara şüpheci tavırları, sebepsiz kaprisleri, küskünlükleri ve sonu olmayan tartışmaları getirir. Onları huzursuz ve mutsuz bir hayata sürükler. Kıskançlıkları yüzünden hem kendilerine, hem çevrelerindekilere, hem de sevdikleri insanlara maddi manevi büyük zararlar verirler. İman sahibi bir kadın ise, bu özelliğin insanı hem dünyada hem de ahirette küçük düşüreceğini ve büyük kayıplara uğratacağını bilerek, nefsinin bu özelliğinden samimiyetle sakınır.
Cahiliye toplumlarında bazı kadınların gösterdikleri tavır bozukluklarından biri de alaycılıktır. Allah, "Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. " (Hucurat Sûresi, 11) âyetiyle, birbirleriyle alay etmeye, kötü lakaplar takarak küçük düşürmeye yönelik tavırlarına karşı kadınları uyarmıştır.
İman sahibi bir kadın ise, bu ve benzeri tavırların hiçbirine tenezzül etmez. Tüm bunların Allah'ın razı olmayacağı, insanı küçük düşüren, asaletten uzaklaştıran ve kişiliğini zedeleyen davranışlar olduğunu bilir. Kur'an ahlâkına uygun bir tavır içerisinde olmanın insanı daima en asil konuma getireceğini bilerek bu konuda kararlılık gösterir.
Canan Kütahnecioğlu
ckutahnecioglu@vakit.com.tr |
http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
10 Haziran 2007 04:29 · Minare
· Etiketler
alim
,
allah
,
ciplak
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
es
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
ilahiler
,
islam
,
islamiyet
,
kadın
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
porno
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
seks
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
,
ırak
 |
Kadın Ruhu Bir Muamma |
|
Firavun huzursuzdu. Kendi zulmünün karanlığıydı Firavun’un yüreğine çöken, o Asiye’yle arasındaki karanlıktan biliyordu.
Firavun insanlığından uzaklaştıkça, Asiye de Firavundan uzaklaştı. Belli etmemeye çalışsa da Firavun ondaki değişimin farkındaydı. Bir erkeğe en ağır gelecek şüpheler aklının köşesinden bile geçmezdi. Asiye’yi tanırdı, hem de kendini tanıyamadığı kadar iyi tanırdı. Başını verirdi de, onuruna gölge düşürmezdi Asiye. Öyleyse neydi en yakınındakini, kendine ırak eden? Akla dayalı bütün ihtimalleri sıraladı, hiçbiri Asiye’nin kalbine varamadı. Firavun bir erkekti, hükümdardı, üstelik tanrıydı; en sevdiği için de olsa kendinde kusur bulamazdı. “Kadın ruhu bir muamma” demeyi tercih etti.
Asiye eşine huzursuzluğunun sebebini sormak istedi, soramadı. Aralarında sözü güzel kılan bağ çoktan kopmuştu. Konuşmaya gayret etse söze nasıl başlayacağını bilemiyordu. Ona adadığı bütün sözcükler tükenmişti gönlünde, geriye tek bir sözcük kalmıştı; “yazgım”.
Firavun'un Rüyası
Gecelerden biriydi. Farkı, zulmün boğulacağına dair rüyanın, zalimi tarafından o gece görülmesiydi.
Firavun rüyasında Filistin’de tutuşan bir ateşin büyüyerek Mısır’a doğru ilerlediğini, Mısır yerli halkı olan Kıptilere ait her şeyi yakıp yıktığını, ancak İsrailoğullarına zarar vermediğini gördü. Ter içinde uyandı, sabahı zor etti.
Gün ışır ışımaz Mısır’ın bütün müneccimlerini saraya çağırttı. Onlara rüyasını anlattı. Müneccimler yanlarında getirdikleri kara kaplı, kalın kitapları karıştırdılar, aralarında fısıldaştılar. Sonra içlerinde en yaşlı ve en bilgilisi rüyayı tabir etti:
-Bu rüya, İsrailoğullarından doğacak bir erkek çocuğun senin saltanatını yıkacağına işarettir Efendimiz, dedi.
Firavun sapsarı kesildi, yüzünden soğuk terler boşandı. Veziri eliyle müneccimlere gitmelerini işaret etti. Müneccimler yerlere kapanıp Firavun’a kulluklarını sundular. Sonra geri geri çekilip gözden kayboldular.
Firavun kımıldamadan yerinde öylece oturuyordu. Kulaklarında sanki kendisine doğru yaklaşan bir ordunun zafer çığlıkları uğulduyordu. Kımıldayan her şeyde üzerine yürüyen çocuğu görüyordu. Saraydaki herkes ve her şey susmuştu. Neden sonra bu ağır sessizlik Firavunun haykıran sesiyle yırtıldı:
-Buyruğumdur, İsrailoğullarından doğacak bütün erkek çocuklar öldürüle.
Mısır’da zulmün çarkı eskisinden de hızlı dönmeye başladı. Firavunun adamları mahalle mahalle, ev ev İsrailoğullarının oturdukları yerlere döküldüler. Yeni doğan bebekleri oracıkta katlettiler. Hamile kadınları kayda geçirdiler.
Saraydakiler olanları Asiye’ye anlatmıyorlardı. Hassas kalbinin bu kadarını kaldıramayacağından korktular. Asiye duydu, kendisine anlatılmadık ne varsa o ince sezgisiyle hepsini duydu: Havanın kokusundan, kuşların kanat çırpışından, Nil’in rengi değişen sularından, rüzgarın taşıdığı feryatlardan duydu. Duydu da yüreğine koca bir “Ah!” oturdu. Acısına sözcükler yetmiyordu. “Ah!” çıkıyordu yalnızca ağzından. Başka da bir şey diyemiyordu.
Asiye’nin İçine Kapanışı
Asiye mazlumların kanını Firavunun gözlerinde gördüğünden beri bütün kapılarını kapadı, kendi içine aktı.
Eskiden sıkıntılarını hayra yorar, hepsini güzel bir sebebe bağlardı. Kim ki daralmış halde yanına gelse, gönlü genişleyerek dönerdi.Ama artık neyi, hangi sebebe bağlayacağını bilemiyordu.Zira zulmü mazur gösterecek tek bir sebep olsun bulamıyordu.
Asiye gündüzleri terk etti, gecelere sığındı. El ayak çekilince bahçeye, nehrin kıyısına iniyordu. Hayatını düşünüyordu. Çocukluğunu, genç kızlığını, evliliğini, insanlarla olan ilişkilerini bütün ayrıntılarıyla hatırlamaya çalışıyordu. Bu, geçmişteki güzel günlere duyulan hasretten çok farklı bir hatırlayıştı. Neyi yaşadığını değil, nasıl yaşadığını irdeliyordu.
Zihnine takılanlara bulduğu cevaplar, kendi içinde yeni sorular doğuruyordu. Gecelerce süren bu sorulu cevaplı muhasebe, Asiye’yi hayli yormuştu. Ama şuurunun en kuytu köşelerinde kalan her şey aydınlanmıştı. İçi o güne kadar hissetmediği bir ferahlıkla hafifledi. Kulaklarında yine o yaşlı adamın sözleri çınlıyordu: “Rabbini bulmak isteyen kişi önce kendini tanımalıdır.”
Suların Göz aydınlığı
Asiye’nin rüyasında kalbine doğan, Nil’in sularına bırakıldı. İsrailoğullarından İmran’ın karısı doğumunu Firavunun cellatlarından gizlemeyi başarmıştı. Ama bebeğini kendi elleriyle büyütme şansı yoktu. Eninde sonunda çocuğun varlığı duyulacaktı. Allah, çaresiz olan anneye yapması gerekeni ilham etti. Kalbine, zarar geleceğini hissettiğinde oğlunu Nil nehrine bırakmasını, korkup tasalanmamasını duyurdu.
İmran’ın karısı bir sandık yaptı. Yüreği yana yana bebeğini öpüp kokladı. Sandığa yerleştirdi. Ortalıkta kimsenin olmadığı bir zamanda kızıyla beraber sandığı Nil’in sularına bıraktılar.
Zavallı anne, sandık gözden kaybolana kadar Nil’in kıyısında oturdu, ağladı, ağladı… “Rabbim!” diyordu, “Bu çözüm bana senden geldi. Muhakkak ki onu koruyacak olan sensin. Sonu hayırlı olacak inanıyorum. Ağlayışım ayrılığın acısındandır, beni bağışla.” Kızı kıyıdan ilerleyerek sandığı izledi.
Firavunun sarayı nehrin yanı başında kuruluydu. Bahçesinden mermer basamaklarla Nil’e inilirdi. Basamakların her bir yanından salkım söğütler dökülüyordu.
Nil, kutlu emaneti sarayın önüne kadar getirdi, Salkım söğüde teslim etti. Sularla oynaşan cariyeler dallara takılıp kalan sandığı gördüler. Koşup muhafızlara haber verdiler. Muhafızlar, neyin nesi olduğunu anlayamadıkları sandığı görüp Firavunun önüne bıraktılar. Asiye de oradaydı.
Bütün bakışlar şüpheyle sandığa dikildi. Kimindi bu sandık? Nehre kim bırakmıştı? İçinde ne vardı? Kimsenin bir şeyden haberi yoktu. Sandığın açılmasını merakla bekliyorlardı. Firavun; “açın” diye emretti. Muhafızlar açtılar. Gözler şaşkınlıkla büyüdü, ağızlardan hayret nidaları yükseldi.
Böylesi ne görülmüş, ne işitilmişti. Bir ışık parçasıydı sandığın içindeki, nur topuydu. Hep bir ağızdan “bir bebekmiş” dediler.
İlk harekete geçen Asiye oldu. Eğilip bebeği kucağına aldı. Bebek ona gülücüklerle bakıyordu. Asiye’nin kalbinde güller açtı. Yıllardır böyle bir sevinç yaşamamıştı. Başını bebeğe eğdi, işaret parmağını usulca dudaklarına dokundurdu; “Yoksa Nil’den beklediğim armağan sen misin?” diye fısıldadı. Bebek Asiye’nin işaret parmağını yakaladı ağzına götürdü. Asiye onu canından bir parçaymış gibi hissetti.
Şaşkınlık yerini endişeli bakışlara bırakmıştı. Firavun’la veziri Haman’ın yüzleri asıktı. Kimse sebepsiz yere çocuğunu sulara bırakmazdı. Bu çocuk kimin çocuğuydu, neden kaderine terk edilmişti? Haman ikisinin de aklından geçeni açığa vurdu:
-Bu İsrailoğullarından birinin çocuğu olabilir Efendim, dedi. “Öldürülmesinden korktukları için belki bu yola başvurmuşlardır.” Firavun da aynı şeyi düşünmüştü. Bebekten değil de kendilerini tehdit eden büyük bir düşmandan söz eder gibiydiler. Konuşmanın gidişatı Asiye’nin sevincini bıçak gibi kesti. Firavun bebeği öldürmeyi düşünüyordu. Asiye irkilerek başını Firavun’a çevirdi. Çoktandır gözlerine böyle yakından bakmamıştı:
- Onu öldürmeyin, dedi. Bu bebek bize göz aydınlığıdır, ikimize de neşe kaynağı olabilir. Eminim bize çok faydası dokunacaktır. Belki onu evlat da ediniriz.
Sesindeki istek ve kararlılık Firavun’u etkiledi. Haklı olabilirdi. Bebeğin varlığı belki tekrar yakınlaşmalarını da sağlardı. Asiye’yi büsbütün kaybetmek istemiyordu.
-Peki, dedi. O, senindir.
Tek bu çocuğun yok edilmesi kastıyla binlerce çocuk öldürülmüştü. Ölümlere ferman çıkaran Firavun, saltanatını yıkacak olana kendi rızasıyla baş eğmişti. İlahi hüküm böyleydi. Ve kimse olacakları bilmiyordu…
- Devamı var
Belkıs İbrahimhakkıoğlu / KADIN ORADAYDI
http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum
|
10 Haziran 2007 04:28 · Minare
· Etiketler
allah
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar

| Müslüman kadın, duygusal bir kişilik göstermez |
Duygusallık, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda olumsuz bir tavır olarak algılanmaz. Hatta duygusallığın aslında her insanın karakterinde az çok olması gereken önemli bir özellik olduğuna inanılır. Bu düşünceye göre duygusallığın neden olduğu tavırlar, yaşanması gereken insani duygulardır. Bu nedenle duygusallıktan kaynaklanan ?alınma, yakınma, darılma, ağlama, içine kapanma, durgunluk, kıskançlık, kızgınlık? gibi tavır bozukluklarının, ?insanın içinden gelen duygular? olduğunu öne sürerek olabildiğince teşvik ederler. Oysa bu düşünce tümüyle yanlıştır. Özellikle de cahiliye toplumlarında yaşanan kadın karakterinde görülen duygusallık, insanın zayıf bir kişilik göstermesine neden olur. Kişi olaylar karşısında duygularının kendisini yönlendirdiği şekilde hareket ettiği için akılcılıktan büyük ölçüde uzaklaşır. Mantıklı ve doğru düşünemeyecek, isabetli çıkarımlar yapamayacak hale gelir. Müslüman kadın, tüm hayatını ve kişiliğini Kur?an?a göre belirlemesi sebebiyle, nefsin bu özelliği ve ona karşı nasıl bir mücadele verilmesi gerektiği konusunda en doğru bilgilere sahiptir. Duygusallığın, insanın aklını perdelediğini, doğru düşünebilmesini, gerçekleri olduğu gibi görebilmesini engellediğini, insanı zayıf, dirençsiz ve güçsüz hale getirdiğini bilir. Ayrıca cahiliye ahlakının getirdiği kadın karakteriyle özdeşleşen duygulanmak, üzüntüye kapılmak, ağlamak, söylenmek, öfkelenmek, kıskançlığa kapılmak, içine kapanmak gibi tavırların, iman sahibi bir insanın karakteriyle bağdaşmayacak özellikler olduğunun da şuurundadır. Çünkü tüm bu tavırlar, Allah?ın beğenmediği ve sakınılması gereken davranışlardır. Bu olumsuz tavırların her biri, insanın temeldeki bazı inanç bozukluklarından ve birtakım gerçeklerin yeteri kadar şuuruna varamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Kolaylıkla hüzne kapılan, ağlayan, öfkesine yenik düşen, kıskançlığa kapılan, durgunlaşıp sessizleşen, içlerine kapanan insanlar, Allah?ın gücünün, her şeyi hayır, hikmet ve adaletle yarattığının, istediği an istediği her şeyi gerçekleştirebileceğinin, insanların dualarına karşılık vereceğinin bilincinde değillerdir. Olaylar karşısındaki tüm üzüntüleri, öfkeleri, kıskançlıkları hep bu bakış açısındaki yanlışlıklardan ve inanç bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Allah?a gönülden bir bağlılık, içten bir teslimiyet, her olayın Allah?ın kontrolünde olduğunu bilerek, her şeyi hayır gözüyle değerlendirmek, insanın duygularına kapılıp olumsuz tavırlarda bulunmasını engeller. Müslüman bir kadın Allah?a olan güçlü sevgisi ve derin Allah korkusu nedeniyle duygusallığın neden olduğu tüm tavır bozukluklarından titizlikle sakınır. Müslüman kadın, Allah?ın ?Ve onlar: ?Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl? diyenlerdir? (Furkan Sûresi, 74) ayetiyle bildirdiği şekilde, tüm tavırlarıyla, kişiliğiyle, yüksek ahlakıyla insanlara örnek olmayı hedefleyen bir insandır. Bu da ona hiçbir olay karşısında yıkılmayan güçlü bir kişilik kazandırır. Mü?min kadınlar, özellikle kadın ahlakında yaygın olarak görülen bu tavırdan sakınıp güçlü bir kişilik sergilemenin, bu karakteri benimseyen kadınlar için güzel bir örnek olacağını bilir, bu şuur ve sorumluluk bilinciyle hareket ederler. Allah?ın ?... Kim nefsinin ?cimri ve bencil tutkularından? korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır? (Haşr Sûresi, 9) ayetiyle bildirdiği gibi, nefislerini kötülüklerden arındırdıkları için dünyada ve ahirette nimete, huzura kavuşur ve mutluluğu en güzel şekilde yaşarlar. Duygusallığın insanlara yaşattığı tüm sıkıntılardan, üzüntülerden uzak kalmış olurlar.
Canan Kütahnecioğlu
http://www.minare.net/ http://minare.blogcu.com/ http://minare.net/Blogcu http://minare.net/forum |
10 Haziran 2007 04:27 · Minare
· Etiketler
allah
,
cihad
,
darwin
,
diyalog
,
edebiyat
,
esma
,
ezgiler
,
filistin
,
haberler
,
hadis
,
hz. muhammed
,
ilahiler
,
islam
,
islami site
,
islamiyet
,
kuran
,
maneviyat
,
medine
,
mekke
,
muhammed
,
muslim
,
muslims
,
namaz
,
nur
,
osmanlı
,
oyun
,
psikoloji
,
resim
,
roman
,
said
,
tanrı
,
tesettür
,
videolar
cİhad meydanIndan yeni dönmüşler.. hepsI yaralI ve bItkIn... ayakta duracak hallerI yok... ama namazlarInI kIlmaya çalIsIyorlar... hemde her seye rağmen...
kardeslerimiz, canlarImIz onlar....!
onlarınkI de namaz, bIzIm kI de.... hangISI kabule en layIk...!? onlara dua edelIm hIç olmazsa ve SAVAŞTIKLARI ÜLKELERİN MALLARINI boykot EDELİM ...!
İndİrİn ve İzleyin lütfen! tüyleriniz diken diken olacak.. o ihlas, takva AZIM ... EMIN OLUN sizi de saracak !


Rüku'ya eğilemiyor... Dizleri üzerinde ancak kılabiliyor....!


Cihad'dan yeni dönmüş...Eller hala yara-bere içinde ...!
www.minare.net
http://minare.blogcu.com
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum