| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
İslam Blogu - İslami Blog - İslami Site - İslam Sitesi - İlahiler - EzgilerRSSYorum RSS
8 "ciplak" etiketi kullanan gönderi "ciplak" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İslami Siteler - İslami Forum - İslami Resim - İslami E Kart - İslami Düşünce - İslami Arşiv - İslami Multimedya - İslami Blog 

İslami Site : http://www.minare.net/
İslami Türkçe Portal: http://www.minare.net/tr
Islamic English Site: http://www.minare.net/en
Das Islamische Portal: http://www.minare.net/de
İslami Forum: http://www.minare.net/forum
İslami Düşünce: http://dusunce.minare.net/
İslam Arşivi - İslami Arşiv : http://islamarsivi.minare.net/
İslami Multimedya - İlahiler : http://www.minare.net/medya
İslami Blog : http://www.minare.blogcu.com/
İslami Resim Galerisi : http://minare.net/galeri
İslami E-Kart Servisi - E Kart : http://ekart.minare.net/

Aşk Tırki, Gerisi Vesairedir... 

Irakta İşkence 

Yetim Kızı Videosu 

Minare Siteler Birliği - islamiyet ve güzellik adına... 

Esselamunaleykum

Minare Siteler Birliğine Hoşgeldiniz.

İslam Arşivi İçin : http://www.minare.net

Bloggum Arşiv : http://minare.bloggum.com

Web Design - Teknoloji - Host - Domain : http://nethosting.blogcu.com

İslami Forum : http://minare.net/forum

İslami Blog : http://minare.blogcu.com

Blog Toplist : http://minare.net/blogcu

Alim Müslüman : http://minare.net/alim

Ve daha fazlası sitelerimizde mevcuttu...


İçerikte : İslam, Hz. Muhammed sav, Kur'an-ı Kerim, Hadis, Siyer, Fıkıh, Akaid, İlahiler, Ezgiler, Şiirler, Multimedya, Teknoloji, Haberler, E-Kitap, Online Kaynak, İslam Arşivi, İslami Kaynaklar...

Powered by Www.Minare.Net

Resimler - Kar resimleri - Kış Resimleri 















Şifalı Çay gibisi var mı? 

Şifalı Çay gibisi var mı?
Uzmanlar, çoğu ilacın temelinde bulunan bitkilerin çaylarının da birer şifa kaynağı olduğunu belirtiyor.

Bitkilerle tedavinin her zaman için ilaç tedavisinden daha uzun süreceğini belirten uzmanlar, “Bitkiler hastalığa yakalanmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmalı, basit hastalıklar bitki çayları, kompresler ve bitkilerden yapılmış yağlarla tedavi edilmeli. Ciddi hastalıklarda da doktorun verdiği tedaviye paralel olarak bitkilerden yararlanılabilir” dedi.

Doğada şifalı bir çok bitkiden şifalı çaylar elde edilebileceğini kaydeden uzmanlar, bitki çayı hazırlarken de şu tavsiyelerde bulundu: “Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin. Porselen bir demliğe önce çayını yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine gerekli miktarda su ekleyin. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman (zencefil, havlıcan gibi) aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye koyup kaynatma yoluyla çayınızı yapabilirsiniz.”

Şifalı çay elde edilen şifalı bitkilerden bazıları şunlar:

IHLAMUR
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.

YOGİ ÇAYI
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.

ISIRGAN
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.

BİBERİYE
Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.

REZENE
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.

HİNDİBA
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.

NANE
Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.

KEKİK
Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.

ZENCEFİL
Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.

ADAÇAYI
Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.

ELMA
Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.

http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum

Kadın Ruhu Bir Muamma 

Kadın Ruhu Bir Muamma

Firavun huzursuzdu. Kendi zulmünün karanlığıydı Firavun’un yüreğine çöken, o Asiye’yle arasındaki karanlıktan biliyordu.

Firavun insanlığından uzaklaştıkça, Asiye de Firavundan uzaklaştı. Belli etmemeye çalışsa da Firavun ondaki değişimin farkındaydı. Bir erkeğe en ağır gelecek şüpheler aklının köşesinden bile geçmezdi. Asiye’yi tanırdı, hem de kendini tanıyamadığı kadar iyi tanırdı. Başını verirdi de, onuruna gölge düşürmezdi Asiye. Öyleyse neydi en yakınındakini, kendine ırak eden? Akla dayalı bütün ihtimalleri sıraladı, hiçbiri Asiye’nin kalbine varamadı. Firavun bir erkekti, hükümdardı, üstelik tanrıydı; en sevdiği için de olsa kendinde kusur bulamazdı. “Kadın ruhu bir muamma” demeyi tercih etti.

Asiye eşine huzursuzluğunun sebebini sormak istedi, soramadı. Aralarında sözü güzel kılan bağ çoktan kopmuştu. Konuşmaya gayret etse söze nasıl başlayacağını bilemiyordu. Ona adadığı bütün sözcükler tükenmişti gönlünde, geriye tek bir sözcük kalmıştı; “yazgım”.



Firavun'un Rüyası

Gecelerden biriydi. Farkı, zulmün boğulacağına dair rüyanın, zalimi tarafından o gece görülmesiydi.

Firavun rüyasında Filistin’de tutuşan bir ateşin büyüyerek Mısır’a doğru ilerlediğini, Mısır yerli halkı olan Kıptilere ait her şeyi yakıp yıktığını, ancak İsrailoğullarına zarar vermediğini gördü. Ter içinde uyandı, sabahı zor etti.

Gün ışır ışımaz Mısır’ın bütün müneccimlerini saraya çağırttı. Onlara rüyasını anlattı. Müneccimler yanlarında getirdikleri kara kaplı, kalın kitapları karıştırdılar, aralarında fısıldaştılar. Sonra içlerinde en yaşlı ve en bilgilisi rüyayı tabir etti:

-Bu rüya, İsrailoğullarından doğacak bir erkek çocuğun senin saltanatını yıkacağına işarettir Efendimiz, dedi.

Firavun sapsarı kesildi, yüzünden soğuk terler boşandı. Veziri eliyle müneccimlere gitmelerini işaret etti. Müneccimler yerlere kapanıp Firavun’a kulluklarını sundular. Sonra geri geri çekilip gözden kayboldular.

Firavun kımıldamadan yerinde öylece oturuyordu. Kulaklarında sanki kendisine doğru yaklaşan bir ordunun zafer çığlıkları uğulduyordu. Kımıldayan her şeyde üzerine yürüyen çocuğu görüyordu. Saraydaki herkes ve her şey susmuştu. Neden sonra bu ağır sessizlik Firavunun haykıran sesiyle yırtıldı:

-Buyruğumdur, İsrailoğullarından doğacak bütün erkek çocuklar öldürüle.

Mısır’da zulmün çarkı eskisinden de hızlı dönmeye başladı. Firavunun adamları mahalle mahalle, ev ev İsrailoğullarının oturdukları yerlere döküldüler. Yeni doğan bebekleri oracıkta katlettiler. Hamile kadınları kayda geçirdiler.

Saraydakiler olanları Asiye’ye anlatmıyorlardı. Hassas kalbinin bu kadarını kaldıramayacağından korktular. Asiye duydu, kendisine anlatılmadık ne varsa o ince sezgisiyle hepsini duydu: Havanın kokusundan, kuşların kanat çırpışından, Nil’in rengi değişen sularından, rüzgarın taşıdığı feryatlardan duydu. Duydu da yüreğine koca bir “Ah!” oturdu. Acısına sözcükler yetmiyordu. “Ah!” çıkıyordu yalnızca ağzından. Başka da bir şey diyemiyordu.



Asiye’nin İçine Kapanışı

Asiye mazlumların kanını Firavunun gözlerinde gördüğünden beri bütün kapılarını kapadı, kendi içine aktı.

Eskiden sıkıntılarını hayra yorar, hepsini güzel bir sebebe bağlardı. Kim ki daralmış halde yanına gelse, gönlü genişleyerek dönerdi.Ama artık neyi, hangi sebebe bağlayacağını bilemiyordu.Zira zulmü mazur gösterecek tek bir sebep olsun bulamıyordu.

Asiye gündüzleri terk etti, gecelere sığındı. El ayak çekilince bahçeye, nehrin kıyısına iniyordu. Hayatını düşünüyordu. Çocukluğunu, genç kızlığını, evliliğini, insanlarla olan ilişkilerini bütün ayrıntılarıyla hatırlamaya çalışıyordu. Bu, geçmişteki güzel günlere duyulan hasretten çok farklı bir hatırlayıştı. Neyi yaşadığını değil, nasıl yaşadığını irdeliyordu.

Zihnine takılanlara bulduğu cevaplar, kendi içinde yeni sorular doğuruyordu. Gecelerce süren bu sorulu cevaplı muhasebe, Asiye’yi hayli yormuştu. Ama şuurunun en kuytu köşelerinde kalan her şey aydınlanmıştı. İçi o güne kadar hissetmediği bir ferahlıkla hafifledi. Kulaklarında yine o yaşlı adamın sözleri çınlıyordu: “Rabbini bulmak isteyen kişi önce kendini tanımalıdır.”



Suların Göz aydınlığı

Asiye’nin rüyasında kalbine doğan, Nil’in sularına bırakıldı. İsrailoğullarından İmran’ın karısı doğumunu Firavunun cellatlarından gizlemeyi başarmıştı. Ama bebeğini kendi elleriyle büyütme şansı yoktu. Eninde sonunda çocuğun varlığı duyulacaktı. Allah, çaresiz olan anneye yapması gerekeni ilham etti. Kalbine, zarar geleceğini hissettiğinde oğlunu Nil nehrine bırakmasını, korkup tasalanmamasını duyurdu.

İmran’ın karısı bir sandık yaptı. Yüreği yana yana bebeğini öpüp kokladı. Sandığa yerleştirdi. Ortalıkta kimsenin olmadığı bir zamanda kızıyla beraber sandığı Nil’in sularına bıraktılar.

Zavallı anne, sandık gözden kaybolana kadar Nil’in kıyısında oturdu, ağladı, ağladı… “Rabbim!” diyordu, “Bu çözüm bana senden geldi. Muhakkak ki onu koruyacak olan sensin. Sonu hayırlı olacak inanıyorum. Ağlayışım ayrılığın acısındandır, beni bağışla.” Kızı kıyıdan ilerleyerek sandığı izledi.

Firavunun sarayı nehrin yanı başında kuruluydu. Bahçesinden mermer basamaklarla Nil’e inilirdi. Basamakların her bir yanından salkım söğütler dökülüyordu.

Nil, kutlu emaneti sarayın önüne kadar getirdi, Salkım söğüde teslim etti. Sularla oynaşan cariyeler dallara takılıp kalan sandığı gördüler. Koşup muhafızlara haber verdiler. Muhafızlar, neyin nesi olduğunu anlayamadıkları sandığı görüp Firavunun önüne bıraktılar. Asiye de oradaydı.

Bütün bakışlar şüpheyle sandığa dikildi. Kimindi bu sandık? Nehre kim bırakmıştı? İçinde ne vardı? Kimsenin bir şeyden haberi yoktu. Sandığın açılmasını merakla bekliyorlardı. Firavun; “açın” diye emretti. Muhafızlar açtılar. Gözler şaşkınlıkla büyüdü, ağızlardan hayret nidaları yükseldi.

Böylesi ne görülmüş, ne işitilmişti. Bir ışık parçasıydı sandığın içindeki, nur topuydu. Hep bir ağızdan “bir bebekmiş” dediler.

İlk harekete geçen Asiye oldu. Eğilip bebeği kucağına aldı. Bebek ona gülücüklerle bakıyordu. Asiye’nin kalbinde güller açtı. Yıllardır böyle bir sevinç yaşamamıştı. Başını bebeğe eğdi, işaret parmağını usulca dudaklarına dokundurdu; “Yoksa Nil’den beklediğim armağan sen misin?” diye fısıldadı. Bebek Asiye’nin işaret parmağını yakaladı ağzına götürdü. Asiye onu canından bir parçaymış gibi hissetti.

Şaşkınlık yerini endişeli bakışlara bırakmıştı. Firavun’la veziri Haman’ın yüzleri asıktı. Kimse sebepsiz yere çocuğunu sulara bırakmazdı. Bu çocuk kimin çocuğuydu, neden kaderine terk edilmişti? Haman ikisinin de aklından geçeni açığa vurdu:

-Bu İsrailoğullarından birinin çocuğu olabilir Efendim, dedi. “Öldürülmesinden korktukları için belki bu yola başvurmuşlardır.” Firavun da aynı şeyi düşünmüştü. Bebekten değil de kendilerini tehdit eden büyük bir düşmandan söz eder gibiydiler. Konuşmanın gidişatı Asiye’nin sevincini bıçak gibi kesti. Firavun bebeği öldürmeyi düşünüyordu. Asiye irkilerek başını Firavun’a çevirdi. Çoktandır gözlerine böyle yakından bakmamıştı:

- Onu öldürmeyin, dedi. Bu bebek bize göz aydınlığıdır, ikimize de neşe kaynağı olabilir. Eminim bize çok faydası dokunacaktır. Belki onu evlat da ediniriz.

Sesindeki istek ve kararlılık Firavun’u etkiledi. Haklı olabilirdi. Bebeğin varlığı belki tekrar yakınlaşmalarını da sağlardı. Asiye’yi büsbütün kaybetmek istemiyordu.

-Peki, dedi. O, senindir.

Tek bu çocuğun yok edilmesi kastıyla binlerce çocuk öldürülmüştü. Ölümlere ferman çıkaran Firavun, saltanatını yıkacak olana kendi rızasıyla baş eğmişti. İlahi hüküm böyleydi. Ve kimse olacakları bilmiyordu…


- Devamı var

Belkıs İbrahimhakkıoğlu / KADIN ORADAYDI

http://www.minare.net/
http://minare.blogcu.com/
http://minare.net/Blogcu
http://minare.net/forum